SABRIN ÖDÜLÜ; HALILAR

 

Eski çağlarda ulaşım araçları olmadığı için insanlar bir yerden diğerine yürüyerek giderlerdi. Tahmin edileceği gibi meşakkatli ve yorucu oluyordu. Hayvancılık yaptıkları için bir yayladan diğerine giderlerdi. Bu uzun yürüyüşleri daha konforlu yapmak için keçe ve deriyi kullanarak muazzam çizmeler yaptılar. Kendilerinden çok daha hızlı olan atlarla karşılaştıklarında ise, atlara sözlerini dinlettirdiler. Evcilleştirdikleri atlarla savaş meydanlarına çıktıklarında uçan Türkler lakabını aldılar. Atları ve koyunları için geniş yayla ve ovaları tercih eder ve mevsimine göre at sırtında bir yerden diğerine göç ederek hayatlarını devam ederlerdi. Ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraştıkları için büyük sürüleri ile göçer bir hayatı benimsediler ve bu hayata uyum sağladılar. O dönem tarım ile uğraşanlar yerleşik, hayvancılıkla uğraşanlar göçebe bir hayatı benimsemişlerdi. Hayvancılıkla uğraşan kabilelerin evleri de seyyardı. Türklerde bu kabilelerdendi, Türkler yerleşik kabilelere göre daha konforlu, işlevsel ve estetik yöntemler kullanırlardı. İşte, halıda bu çabaların bir ürünü olarak Türkler tarafından insanlığa kazandırılmıştır.

İlk tarihsel bulgular;

 Halının ortaya çıkışı günümüzden 5 bin yıl önce Altay bozkırlarında görülüyor. Çadırların temel mobilyası konumundadır. Eski Türkçede ‘’Kali’’ diye geçen ve Altay bozkırlarından tüm dünyaya yayılan bir Türk armağanıdır. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan ‘’Pazırık’’ halısı bunun en büyük kanıtıdır. Sovyet Altaylarına bağlı Pazırık bölgesinde bir kurgan ( eski Türk anıt mezarı) içinden çıkan halı MÖ 3 yılına tarihlenmiştir. Hun Türklerine ait olan bu eser bir bütün olarak bozulmadan günümüze kadar gelebilmiştir. Halı üzerindeki motif ve yaratık griffonlar, halının İran’ın Ahamenidler devrinden kalma olduğunu ve buradan Altaylara ticari yollarla ihraç edildiği düşünülmektedir.

Pazırık halısı

Halı sanatının yayılması;

Orta Asya’da Türkler tarafından temel bir ihtiyaç olarak kullanılan halı, Türk boylarının sürekli yer değiştirmesi ve göçebe hayatı yaşamalarından dolayı orta Asya’dan çıkıp Kafkaslar, Orta Doğu, Hindistan ve Anadolu topraklarına da yayılmıştır. Günümüzdeki Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Moğolistan, İran başta olmak üzere ırak, Suriye ve Afganistan’da önemli bir meslek haline gelerek tüm dünyaya yayılmıştır. Türkler halıyı icat edip dünyaya sunuca, diğer milletlerde kendilerinden bir şeyler katarak halının gelişimine katkıda bulundular. Halının yapımı uzun sürdüğü için o dönem olduğu gibi günümüzde de çok değerli bir sanat olarak kabul edilir. Uzun ve sabırlı bir süreçten sonra örülen halılar atlar ya da develerle başka diyarlara taşınır, pazarlarda satılır ve karşılığında ihtiyaçlarını giderirlerdi. Bu ticaret ağları sayesinde birçok medeniyet halı ile tanışmış oldu.

Eski dönemde ticaret kervanları

Halının ticaretteki önemi;

İlk başlarda keçi ve koyunyününden dokunan halılar, tarımın önem kazanması ile pamuklu iplerden de yapılmaya başlanmıştır. Göçebe olan Türklerin en büyük gelir kapısından bir tanesiydi halı, kilimcilik ve dokumacılık. Büyük emekler sonucu üretilen kaliteli Türk el sanatı ürünleri, pazarlara götürülerek satılırdı. Boylar arasında bile halının rengi, desenleri ve motifleri değişkenlik gösterirdi. Bu yüzden boylar arasında bir çekişme vardı, kim daha güzel ve kaliteli halıyı yapacak. Bu tatlı çekişmeler, Türk halılarının daha sağlam ve estetik olmasına katkıda bulunmuştur. Türkler, halının yanı sıra meşgul oldukları diğer el sanatları şöyledir;

  • Halıcılık
  • Kilimcilik
  • Keçecilik
  • Dokumacılık
  • Örgücülük
  • Ahşap oymacılığı

    Hereke halısı

Kültürün halıya etkisi;

Halı dokumacılığı femine (kadınsı) bir meslek olduğu için genellikle kadınların uğraştığı bir meslek dalıdır. Bu sebeple, halı dokunurken dokuyan kişinin hayal dünyası, ruh hali ve geleceğe dair planlarını halıya yansıtır. Büyümüş olduğu coğrafya, yetişme tarzı ve toplumdaki konumlarını ilmik ilmik halılara işleyerek benim böyle bir insanım mesajı veriliyor adeta. Halıyı dokuyan kişi Türk ise; halıda eli belinde motifi, Akrep, bitkisel ve hayvansal motifleri sıkça görebilirsiniz. En büyük ipuçlarından bir tanesi de tarihte atı ilk evcilleştiren kavim olarak geçen Türklerin, halı üzerinde at ya da ata bine savaşçı figürlerini kullanmalarıdır. Türkler arasında da yaşadıkları bölgenin kültür ve coğrafi özellikleri halı motiflerine etki etmiştir. Şuan Anadolu’da birden fazla halı çeşidinin olması en büyük kanıtıdır. Örneğin; Taşkale, Hereke, Bünyan gibi birçok bölgeye has halı çeşidi mevcuttur.

Çanakkale yöresine ait bir halı

Dinin halıya etkisi;

Eski Türkler şaman inancına mensup oldukları için çok renkli ve farklı yaratıkların yer aldığı bir dünyaya sahiptiler. İlk halı örneklerinde, ejderha, hayat ağacı ve mitolojik tanrıların olduğu görülmüştür. Coğrafya değiştiren Türkler, farklı inançlarla karşılaşınca bu inançları da benimseyerek kendi eski inançları ile sentezlemişlerdir. Museviliği benimseyen Hazar Türkleri, Hristiyanlığı benimseyen Gagavuz ya da Peçenekler ve İslam’ı seçen Karlukların dokuduğu halılara benimsedikleri inançları etki etmiştir. Türk kırmızısı denilen rengin yoğun olarak işlendiği halılar daha sonra cennet yeşili, Bizans moru ya da Yahudilik karası dediğimiz renklere dönüşmüştür. Halının Anadolu’ya taşınmasına beylikler katkı sağlarken, bir İslam imparatorluğu olan Osmanlı halının gelişmesine ve dünyaya tanıtılmasına yardımcı olmuştur.

Taşkale ( Kızıllar) halısı

Selçuklu ve Beylikler döneminde halı;

Beyliklerin Anadolu’ya gelmesi ile kendi kültür ve ticaret yöntemlerini de birlikte getirdiler. Daha sonra Selçuklu egemenliğinde bir araya gelen beylikler, oba şenlik bir yaşam sürüyorlardı. Yine göçer bir hayat yaşayan bu beylikler, Anadolu’nun farklı köşelerinde hayvancılık ile uğraşıyorlardı. Hayvanlardan elde ettikleri ürünleri pazarlarda satarak geçimlerini sağlıyorlardı. Halı bu iş kolunun en önemli parçasıydı. Bir araya gelen oba kadınları, yünleri ipe dönüştürür ve bitkilerden elde ettikleri kökboyaları ile kaliteli ve güzel halılar meydana getirip, eşlerine ve ailelerine katkıda bulunuyordu. O dönem sanatsal işlerin çoğuna hakimdi. Kadınlar üretiyordu erkekler kervanlarla yola çıkıp pazarlarda bu halıları satarlardı. Halıdan tutun, keçe, kilim, dokuma ve deri işlemeciliği gibi birçok sabır ve yetenek isteyen işi kadınlar üstlenmiş ve ekonomik olarak büyük katkıları olmuştur.

Eski Türklerde çadır tipleri

Osmanlı döneminde halıcılık;

Halı kültürü beylikler döneminde çok fazla gelişim gösterememiştir. Sürekli savaş ve göç yaşadıkları için mevcut olan halı kültürünün zenginleşmesine katkı sağlayamamışlar. Sürekli büyüyerek imparatorluk haline gelen Osmanlı, halının gelişmesine en büyük katkıyı sağlamıştır. Halı dokumacılığında yün, pamuk ve ipeğin kullanmasına vesile olmuş ve ham madde tedariği için elverişli bölgelerde bu ürünlerin yetiştirilmesini bir standartta bağlamıştır. Özellikle büyük pazarlara sahip olan imparatorluk, halı dokumacılığını desteklemiş ve farklı ürünlerin ortaya çıkmasına öncülük etmiştir. Osmanlı döneminde kurulan büyük halı tezgâhları sayesinde daha planlı ürünler çıkmıştır. Sanat, mimari ve zanaatkârlığın gelişimi halıya etki etmiştir. Bir dönem o kadar çok halı dokunulmuş, Osmanlı sınırlarındaki pamuk ve ipek ipliği üretimi yetmemiş, Hindistan’dan ve Çin’den ipek ithal edilmiş. Bölge bölge gelişim gösteren halıcılık şu şekilde olmuştur;

Isparta halısı
  • Hereke
  • Isparta
  • Afyonkarahisar
  • Antalya
  • Karaman
  • Bünyan
  • Kapadokya
  • Gördes
  • Urartu

Kars gibi birçok bölgede halı dokumacılığı gelişim göstermiş ve imparatorluğun ekonomisine katkı sağlamıştır. Osmanlı saraylarında kullanılan halılar, diğer imparatorlukların elçilerini kendine hayran bırakmış ve halı ününün yayılmasına vesile olmuştur.

Halının yapılışı;

Halının yapılacağı ipler önceden hazırlanarak bekletilir. Daha kökboyanın hazırlanmasına geçilir, büyük bir kazanda kaynatılan suya hangi rengi elde etmek istiyorsanız ona göre bitki atılıyor. Tabi bir renk birden fazla bitki ile elde ediliyor. Kazanda bitkiler su ile birlikte iyice kaynatıldıktan sonra içinde bir kanca yardımı ile ipler batırılır ve 1 gün suda bekletilir böylece rengin iplere geçmesi sağlanır. Renk ipe geçinde ipler sudan çıkarılarak doğal bir kuruma yöntemi olan güneşte kurumaya bırakılır. Renkler bölgeden bölgeye değişkenlik gösterir.

Hazır olan ipler halı tezgâhına birbirine çapraz gelecek şekilde bağlanır. Önceden hazırlanmış olan motif haritasının olduğu kâğıda göre sıra sıra dokunulur. Bir halıda dikkat edilmesi gereken hususlar motiflerin kaymaması ve halı kenarlarında daralmanın olmamasıdır. En değerli halılar ipekten yapılır. Bunu sebebi ise düğüm sayıları en sığ olduğudur. Türk halılarını, İran halısında ayıran en belirgin özelliği daha dayanıklı olmasını sağlayan çift düğümdür. Bu İran halılarında tek düğümdür.

Halı dokuma tezgahı ve halı dokuyan kadınlar

Anadolu’da halı hikâyeleri;

Evde halı dokuyan kadınlar, kendi düşüncelerini halılara aktarmakla kalmazlar aynı zamanda âşık olan genç kızlar sevgilerini göstermek için hislerini halılara dokurlar. Nevşehir’in Avanos ilçesi, turizm gelişmeden önce erkelerin çömlekçilik yaptığı, kızların ise halı dokudukları bir yerdi. Eğer bir erkek evlenmek istiyorsa iyi bir çömlek ustası olmak zorundaydı. Usta olamayan erkekler evde kalırdı. Kızlar ise sevdikleri kişilerle evlenmenin şartı, iyi bir halı dokuması. Çünkü sanatlar bazen toplumun en küçük çekirdeği olan ailenin yapısını da şekillendirir. İyi bir halı dokuyan kadın, sabırlı olmayı öğrenir, ailenin temel taşıdır sabır. Erkek çömlek yaparken, sabırlı olmayı öğrenir. Avanos’ta Hatice adında güzel mi güzel bir kız yaşar. Hatice ilçedeki bütün bekâr erkekleri kendine hayran bırakmış. Onun aşkından yanıp tutuşan genç sayısı o kadar çokmuş, bölgenin ağası olan Haşim’e kadar gider. Hatice’nin âşık oldu bir genç var ismi Hasan’dır ki bölgede üstüne çömlek yapan yoktur. Hasan ile Hatice her gün gizli gizli Kızılırmak kenarında buluşurlar. Hatice’nin güzelliği kulağına giden ağa, yaverini göndererek babasını huzuruna çağırır. Ağanın huzuruna çıkan Hatice’nin babası İsmail, merak içindedir.

Bu ağa neden beni çağırdı diye endişe içinde bekler. Ağa İsmail’in olduğu salona gelir ve bir kızı olduğu, onunla evlenmek istediğini söyler. İsmail duyduklarına inanamaz, ağa yaşlı kızı ise narin bir çiçek daha nasıl kıyar o çiçeğe. İsmail eve döner ve o gün dalgın dalgın gezer ortalıkta. Akşam yemeği yenirken, baba kızına söyler durumu, duydukları karşısında ayaklarından güç kesilen Hatice odasına kapanır. Babası istemiyor kızını ağaya vermeyi ama ağa o her türlü zorbalığı yapmaya gücü var. Ağayı oyalayarak, belki vazgeçer umuduyla. Kızılırmak kenarında Hasan ile buluşan Hatice, durumu anlatır. Çok sinirlenen Hasan ağadan önce ailesini alır ve Hatice’yi istemeye giderler. Kızın babası ağanın kızını istediğini bu yüzden kızı veremeyeceğini söyler. Bu cevap karşısında Hasan, Hatice’yi kaçırmaya karar veriyor. Hatice bunu kabul etmiyor, çünkü biliyor ki ağanın ailesine zarar vereceğini. Haftalar geçiyor Hatice odasından dışarı çıkmıyor.

Kapadokya halısı

Hasan gibi kızın ailesi de merak eder. Hatice odasındaki halı tezgâhının başına geçer ve türküler söyleyerek halısını dokur. Aradan zaman geçer ve ağa kızı istemeye gelir. Kızın babası Hatice’yi çağırır ve ağaya görünmesini söyler. Kız babasına, ağanın gitmesini ve bir hafta sonra gelmesini söyler. Heyecan içindeki ağa gider. Bu arada halısını dokuyan Hatice, bir hafta sonra halıyı bitirir. Babasına der ki ağanın geldiği gün, Hasanda gelsin. Merak içindeki baba dediğini yapar ve o gün ikisini de çağırır. Hasan’ı gören ağa sinirlenir ve bu hakareti kaldıramayacağını söyler. Hatice ortaya çıkarak, ben bir halı dokudum, bu halıyı iki parçaya böleceğim. Kim bu halının tüm iplerini çözerse, ben ona varacağım der.  Halıyı ikiye böler, yarısını ağaya, diğer yarısını da Hasan’a verir. İpleri çözmeye başlarlar. Ağa yaşlı olduğu için ipleri çözmeyi bırak işin içinden çıkamıyor. Hasan ise hızlı bir şekilde ipleri çözüyor. En sonunda hasan ipleri çözer ve ağaya galip gelir. Ağa bunu hakaret sayar, ayağa kalkarak bu ne cüret der. Hatice olayı şöyle anlatır; ağam size verdiğim parça en sık dokuduğum parçaydı. Bu size karşı kalbimde bu sığlıkta kapalı, Hasan’a verdiğim parça ise kalbimin ona karşı açık olduğu sığlıktaydı. Beni affedin ama benim gönlüm Hasan’dadır der. Hatice ile Hasan evlenirler ve bir ömür boyu mutlu olurlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

2 thoughts on “SABRIN ÖDÜLÜ; HALILAR

Yorumlar