SABAHATTİN ALİ (1907-1948)

 

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kâh el üstündeydim, kâh hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgâr gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigâr gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Sabahattin ali 25 Şubat 1907 de Bulgaristan Eğridere ’de hayata gelmiştir. İlkokulu Üsküdar ve Çanakkale’de okumuştur. Burada sakin ve sessiz bir öğrencilik hayatı dönemi geçirmesine rağmen yazları İstanbul’a dayısının yanına giderken sanatla tanışır. Bir yıl İstanbul’da dayısının yanında kalan Sabahattin ali okulunu bitirmek için Balıkesir’e döner. Tiyatro ve operaya merak saran Sabahattin ali, Balıkesir’e döndüğünde şiir ve hikâyeler yazmaya başlar. Burada sürekli okuldan kaçarak tiyatro ve sinemaya gider bundan rahatsız olan okul müdürü tarafından okuldan atılma ile tehdit edilir. Bu baskılara rağmen sevdiği hobileri yapmaktan vazgeçmeyen öğrenci Sabahattin bildiği yolda devam eder. Sadece okul müdürü değil aynı zamanda ailesinde annesi de ruhsal olarak iyi değildir ve bu Sabahattin Ali’yi etkilemektedir. Balıkesir’de muallim mektebinde okurken yaşadığı sıkıntılara dayanamayarak intihar girişiminde bulunuyor. Okul müdürü yardımıyla İstanbul’a nakli yapılır, burada edebiyat öğretmeni Ali Canip Olgun ile tanışır ve onun girişimleri ile ilk hikâyeleri yayınlar.

Sabahattin Ali ve Ahmet Hamdi Tanpınar

Başarılı bir öğrencilik hayatının ardından mezun olur. İlk öğretmenlik deneyimine Yozgat’ta başlar, burada şiirlerini ve hikâyelerini paylaşacağı kimseyi bulamadığından şikâyetçi olan yazar. İstanbul’a geri döner. Bu esnada bir stajyer programında tanıştığı Nahit Hanım ile önce arkadaş iken daha sonra platonik aşka dönüşen bir süreç yaşar. Nahit hanıma birçok şiirler yazar. Bu şiirler şunlardır; bir macera, ne kazandık, kalbimde aşkınız, ebedi, yat ve uyu, bütün insanlara, firar, kudurmak şeklindedir. Nahit hanımdan karşılık bulamayan yazar genç cumhuriyetin gelişimi için yurtdışına dil öğrenmesi için gönderilir, Almanya’ya giden yazar burada dünya klasikleri ile tanışır. Bu kitapların hepsini okuduktan sonra dört yıl Almanya’da kalması gerekirken, yurda erken dönüş yapar ve atsız mecmua gibi Turancılık faaliyetleri sürdüren Türk ocaklarında yazılar yazmaya başlar. Bu dönemde söylenenlere göre Almanları sevmediği için yurda döndüğü söylenir tabi ki bunlar bir zamanlar arkadaşları tarafından ortaya atılan iddialardır. Milliyetçi akımın içinde bulunurken okul müdürü yardımı ile bursa Orhaneli’nde okula öğretmen olarak atanır. Aynı yıl açılan Almanca dil kursuna başvurur ve başarılı olur. Aydına Almanca öğretmeni olarak atanan Sabahattin Ali, okulda komünizm propagandası yapılmakla suçlanarak mahkeme sevk edilir. İstanbul’da tutuklu yargılanmasına karar verilen yazar Aydın hapishanesine sevki yapılır. Yirmi bir gün sonra serbest bırakılır ve Konya’ya Almanca öğretmeni olarak atanan Sabahattin Ali burada öğretmenliğe devam eder. Devam eden soruşturma sonucu tekrar yakalanır, bu sefer devlet yönetimine karşı yapmış olduğu sert eleştiriden. Tutuklanarak Sinop cezaevine gönderilir burada bir yıl tutuklu kaldıktan sonra cumhuriyetin 10.yılı dolayısıyla çıkarılan genel af ile serbest kalır.

Sinop ceza evi

Cezaevinde kaldığı sürede birçok roman ve şiir yazan yazar burada tam olgunlaşmıştır. Toplumsal olaylara daha duyarlı yaklaşarak toplumsal eserler vermeye başlamıştır. Günümüzde hepimizin severek dinlediği ve Edip Akbayram tarafından şarkı olarak uyarlanan ‘’Aldırma gönül’’ şiirinin hikâyesi şöyledir. Sinop cezaevinde tutuklu kaldığı süre zarfında kötü yaşam koşulları altında ve yüksek cezaevi surları arasında sadece gökyüzünü görürler. Dışarıdan gelen sesleri hayal ederek benliklerinde yaşamaya çalışırlar. Bu şiirde bu ruh hali içinde ortaya çıkmıştır. Sabahattin Ali koğuşundan avluya çıkarken sert rüzgâr esiyor, dışarıda duvarlara çarparak korkunç sesler çıkaran dalgalar yazar üstünde bir hüzne sebep olur. Sabahattin sırtını duvara dayayarak şu mısraları mırıldanır;

Dışarıda deli dalgalar,

Gelip duvarları yalar,

Seni bu sesler oyalar,

Aldırma gönül aldırma.

Sabahattin Ali Sinop cezaevinde yatarken, arkadaşlarının anlattıklarına göre odasındaki duvar ve masanın üstüne sürekli karalamalar yaparmış, bu karalamalar daha sonra birçok sanatçı tarafından şarkı olarak uyarlanacak ve ülke çapında yediden, yetmişe herkes tarafından benimsenecektir. Bunlar;

Zülfi Livaneli-Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Ahmet Kaya- Geçmiyor Günler

Zülfi Livaneli- Leylim Ley

Sezen Aksu-Çocuklar Gibi

Ahmet Kaya-Kız Kaçıran

Nükhet Duru- Melankoli

Ahmet Kaya-Kara Yazı

Nükhet Duru- Ben Sana Vurgunum

Volkan Konak-Göklerde Kartal Gibiyim

Sezen Aksu-Dağlar Dağlar

Edip Akbayram –Aldırma Gönül

Sabahattin Ali’nin Sinop cezaevindeki koğuşu

Sinop cezaevinden çıkan Sabahattin Ali’nin işleri iyi gitmez ve arkadaş çevresi tarafından Mustafa Kemal hakkında bir şiir yazması istenilir ve ancak öyle eski konumuna kavuşabileceği önerisinde bulunurlar. Sabahattin Ali’de ‘’Benim Aşkım’’ şiirini yazar.

Benim Aşkım
Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
Beni anlayamazsan gözlerime bakınca
Göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.
Daha pek doymamışken yaşamın tadına
Gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına
Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına
Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.


Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
Sensin Ülkü adıyla beynimde dimdik duran
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.
Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor

Bu şiirden sonra bir süre devlet erkânından istediği cevabı alamaz. En sonunda tekrar işi iade edilir ve farklı görevlerde yer alır, bu seferde vatan hainliği söylemiyle eleştirilir. Nihal Atsız tarafında yoğun bir eleştiriye maruz kalan Sabahattin Ali, Nihal Atsız’ı mahkemeye verir ve kazanır. Ceza alan Atsız’ın destekçileri tarafında her gün protesto edilir ve tehdit edilir. Bu baskılara dayanamayan ismet İnönü hükümeti Sabahattin Ali’ye olan desteklerini geri çekerler. Bu yoğun baskı altında İstanbul’da Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte ‘’Markopaşa’’ dergisini çıkarırlar. Yapılan yoğun şikâyetler üzerine, komünizm propagandası yapıldığı iddiası ile dergi kapatılır. İyice işleri bozulan yazar yurtdışına kaçmaya karar verir. Bu esnada hakkındaki soruşturmalar devam eder, ilk seferinde Suriye den kaçmaya çalışırken yakalanan yazar.

Sabahattin Ali

İstanbul’da kamyonla taşımacılık işlerine başlar, asıl amacı serbest bir şekilde gezerek insanların arasında yeni eserleri için malzeme toplamaktır. İyice işlerin kötüleşmesi sonucu taşımacılık yaptığı firma sahibi Mehmet Ali Cimcoz’a yurtdışına çıkmak istediğini söyler. Bu esnada evli olduğu Aliye Ali eşinin bu durumuna çok üzülmektedir. Eşini geride bırakan yazar İstanbul’da kaldığı müddetçe mahkemelere gider, mahkeme önünde toplanan Türk ocakları destekçileri istiklal marşı okuyarak yazarı hainlikle suçlarlar. Bu baskılara dayanamayan Sabahattin Ali bir sabah Mehmet Ali Cimcoz ile vedalaşarak Edirne’ye peynir götüreceğini söyler. Evinde kaldığı Cimcoz olayın farkındadır ve bir şey söylemez, daha önceden ihraç edilen eski subay Ali Ertekin ile tanışan Sabahattin Ali, Ertekin ile birlikte sınırı aşmak için Bulgaristan’a doğru giderler. Kendisine rehberlik etmesi için yanına verilen Ali Ertekin tarafından kafasına defalarca sopa ile vurularak öldürülür.

Ölümünden sonra haber küpürü

Cesedi bir çoban tarafından bulunan Sabahattin Ali, yapılan testler ve akrabalarının teşhisi üzerine ölü kayıtlarına geçer. Ölümünden bir süre sonra insan kaçakçılarına yapılan baskında yakalanan Ali Ertekin suçunu itiraf eder ’’ Kendisinin milliyetçi damarlarını incittiğini ve bu sebeple onu öldürdüğünü söyler’ ’çoğu kamuoyu tarafından bu yeterli görülmez ve birçok değişik iddia ortaya atılır. Ali Erçetin’in devlet ajanı olduğu ve devlet tarafından öldürüldüğü tarzında iddialarda ortaya atılmıştır. Gerçek olan şudur ki Sabahattin Ali yaşamı boyunca çalkantılı bir dönem yaşamıştır ve bu yaşamı içinde eserler vermiştir. Verdiği eserlere zıt bir yaşam süren yazar. Toplumsal olayları işlerken, şatafatlı ve lüks bir hayat sürmüştür, bu sebeple sosyalistler onu ‘’zevkine düşkün ve bencil ‘’ olarak tanımlarken, milliyetçiler ‘’komünist ajan’’ olarak görmüşlerdir. Sabahattin Ali sır dolu ölümü arkasında birçok eser bırakmış, kendisinden sonra gelen birçok yazara ilham kaynağı olmuştur. Birçok romanı beyaz perdeye uyarlanırken, birçok yayın evi tarafından eserleri telifsiz olarak basılıp ailesinin hakkını yemişlerdir. Sabahattin Ali öldükten sonra eserleri kamu malı sayılmış ve telif hakları devlete geçmiştir. Ailesinin açtığı birçok mahkeme olumsuz sonuçlanmış ve halen telif hakları tartışma konu olarak devam etmektedir. Beyaz perdeye uyarlanan eserleri şöyledir;

Kuyucaklı Yusuf

İçimizdeki Şeytan

Kürk Mantolu Madonna

Gibi eserler beyaz perdeye uyarlanmış ve büyük beğeni toplamıştır.

 

One thought on “SABAHATTİN ALİ (1907-1948)

Yorumlar