SÖNMEYEN ATEŞ, NEWROZ

 

 

 

 

 

 

 

Asur ülkesi Perslerin, Medlerin ve Asurluların birlikte yaşadığı koca bir ülkedir.

Cennetin iki ırmağı Fırat ve Dicle, asi dağlar ve doğanın en güzel köşeleri bu ülkenin sınırlarında bulunuyormuş.

Ancak bütün bu güzelliklerin yanında, hükmettiği topraklara zülüm eden, halkları ezen bir Dehaq adlı bir kral yaşarmış, Asur ülkesinin Ninova kentinde.

Bu zalim hükümdar başta halkına, komşularına ve çevre ülkelere korku salmış, tahtını savaşlar kazanarak, ülkesine ganimetler getirerek korurmuş.

Az zaman, uz zaman bir gün hastalanmış zalim Dehaq. Her iki omzunda yılanbaşı kadar çıban çıkmış.

Hekimler seferber olmuş, şifa dağıtıcılar ilaç bulmaya çalışmış. Ama nafile, çıban gün geçtikçe büyüyormuş.

Haber salmış bütün ülkeye ve komşu devletlere. Hekimlerin çare bulmasını istemiş. Büyüler yapılmış, çeşitli otlar denenmiş; ama bir türlü iyileşmemiş yılanbaşlı çıban.

En sonunda şeytan ruhlu birisi, yarasına iyi gelecek bir öneriyle çıkmış ortaya. Her gün genç bir kız ve genç bir erkeğin kurban edilerek, beyninin yaraya sürülmesinin çıbanı iyileştireceğini söylemiş.

Bunun üzerine Dehaq tez elden emer vermiş;

Her gün iki genç insanın kelesi vurula.

Ferman buyurmuş, uyanlar sırası gelince, uymayanlar hemen göründükleri ilk yerde işkenceden geçirilerek öldürüleceklermiş.

Dehaq bu, sözü nehirlerin akışını durdurur, dağları eritir. Ferman buyuran Dehaq için bir bir gencecik insanlar kurban edilmeye başlanmış.

Sindirilmiş koca bir coğrafya, korku egemen hale gelmiş bütün Asur halklarına!..

Kimisi kaçmış dağlara, kimisi de göç etmiş gizlice başka diyarlara. Ama ölmekteymiş genç kızlar ve erkekler.

Dehaq, genç insanların beyinlerini yaralarına süre dururken, yoksul bir demirci çıkmış ortaya.

Adına Kawa derlermiş. Demircilikle uğraşıp, kılıç dövermiş. Kaldıramamış yüreği, kabullenememiş gencecik insanların vahşice katledilmesini…

Önce dağlara kaçmak istemiş, sonra vazgeçmiş bu fikrinden. ‘Çocuklarıma sıra gelmeden Dehaq’ı öldürmeliyim’ demiş kendine.

Çocuklarını kaçırmış emin yerlere. ve şöyle demiş:

Ateşe vereceğim Ninova sarayını, benden haber ve işaret bekleyin baharın ilk gecelerinde…

Ve Demirci Kawa, demirci elbisesini giyerek, yanına da örsünü ve dövmek için kara sakızını almış.

Çıkmak istemiş Dehaq’ın huzuruna. Nöbetçiler bırakmak istememişler içeriye.

Mitoloji bu ya, demirci olduğunu ve hükümdarın çıbanına bir ilaç bulduğunu söyleyerek saraya girmeyi başarmış.

Cellatları Dehaq’ın yanında, korumaları dört tarafında. Demirci Kawa elindeki sakızı göstermiş hükümdara:

Hükümdarım yarana çare değil insan beyni. Aylardır omuzlarında yılanbaşlı çıbanlarla yaşarsın. Oysa bende çaresi var. Senin için lokman hekimlerden öğrendim. İlacı getirdim, birkaç gün dövmem ve bazı ilaçlarla karıştırmam lazım.

Demirci Kawa, bu sözlerle hükümdarı ikna etmiş ve işe koyulmuş, başlamış kara sakızı örste dövmeye.

Kısa bir zaman sonra da Dehaq’a şöyle seslenmiş:

İlaç hazır olmak üzere, bizzat ben süreceğim hükümdarım, ben yaşlı bir hekimden sizin için öğrendim. Eğer biraz eğilirseniz yaranızı ilacı sürebilirim.

Ve böylece belki ilk kez eğilmiş zalim Dehaq!

Eğilir eğilmez de Demirci Kawa’nın çekici boynuna inivermiş. Yıkılmış bedeni bir anda yere!..

Kendini ölümsüz gören, ölümsüzlüğünü halka kabul ettiren Dehaq, debelenmeye bile fırsat bulamadan ölmüş.

Demirci Kawa elindeki çekici ve yanan meşalesi olduğu halde, Ninova sarayının en yüksek burcuna gelerek, gür bir ateş yakmış.

Halk, hükümdarın öldüğünü duyunca sarayı işgal etmiş bir anda. Ninova sarayı yanıp, yıkılırken, dağlarda, ovalarda ateşler yükselmiş gökyüzüne.

Bir anda Ninova yakılan ateşlerle aydınlanmış, halk ateşin çevresinde dans ederek, yeni dönemi kutlamış.

Bir başına zalim Dehaq’ı haklayan, sarayını ateşe veren Demirci Kawa hükümdar olmamış hiçbir zaman, demir dövmeye devam etmiş.

Yaktığı ateş ise sadece çocuklarını ve gençleri kurtarmakla kalmamış, karanlık çağların en parlak efsanesi olmuş…

Böyle devam eder Newroz hikâyesi. Newroz birçok toplulukta ‘’baharın gelişi’’ ya da ‘’ yeniden uyanış’’ olarak her 21 Mart gece ve gündüzün eşit olduğu tarihlerde kutlanır. İnsan, doğa ve ateş üçlüsünün kadim dansıdır. Hayata dönüş törenidir. Birçok Türki Cumhuriyet ve İran’da resmi bayram olarak kutlanır. Bu kutlamalarda değişik kostümler giyilerek, çeşitli meyve ve sebzelerden oluşan sepetler hazırlanarak sokak ve caddelerden yürüyüş törenleri düzenlenir.

Özellikle İran ve Türkiye’nin doğu ve güneydoğu kentlerinde Kürtler tarafından konser meydanlarında ateş yakılarak dev konserler eşliğinde kutlamalar yapılır. Kürtçe ’de Newroz, Türkçe ’de Nevruz ve Farsça ’da Nawruz olarak adlandırılan bu ritüel. Tarihi avcı toplayıcı dönemlere kadar uzamaktadır. Doğanın yeniden uyanması insanları o kadar etkiliyor ki, bir kabileden çıkarak tüm Ortadoğu, Kafkas ve Asya’nın içlerine kadar yayılıyor. Anadolu’da uygarlık kurmuş olan Hititlerde Ah-Tah-Sun adında ilkbahar bayramı kutlanırdı. Yunan ve Roma mitolojisinde tarım ve bereketin tanrıçası Demeter ’in güzeller güzeli kızı Persepone, yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılınca çok üzülür, bu üzüntüsünden dolayı yeryüzünde tarım bitme noktasına gelir, insanlar açlığa maruz kalır. Bu durumu gören Olympos Tanrısı Zeus, yeraltına inerek Hades’i ikna etmeye çalışır. Uzun uğraşlar sonucu Hades’in 6 ay onda, 6 ay yeryüzünde Persepone ’nu kalması için ikna eder. Böylelikle Persepone yeraltına indiğinde annesi Demeter üzüntüye bürünür ve doğa uykuya geçer, 21 Mart itibari ile yeryüzüne çıktığında doğa canlanır ve insanlar bereketli 6 ay geçirirler. Bu mitte de görüldüğü gibi isimler farklı olsa da ana tema aynıdır.

Persephone’nun kaçırılışı-Ressam Nicolas Mignard

Frigya’nın Kybele ve Attis’i çevresinde oluşan bahar bayramları yeryüzündeki en renkli ve etkileyici bahar kutlamalarındandır. Antik uygarlıklar baharın gelişişini bir ay boyunca müzisyenler ve gösteriler aracılığı ile kutlarken, günümüzde bu ritüeller çok değişmeden konserler ve farklı etkinliklerle devam ettiriliyor. Tarihler 2009 yılını gösterdiğinde, Birleşmiş milletler Newroz ‘’Dünya Manevi Kültür Mirası’’ listesine ekledi. Yine 2010 yılında 21 Mart Dünya Newroz Bayramı olarak kabul edildi. Uluslararası arenada kendisini kabul ettiren bu ritüel. Birçok halk için manevi direnişin sembolüdür.

Yakılan ateş etrafında yerel dansların yapılması, ateşin üstünden atlayarak kötü ve ölü ruhtan kurtulma sevinci tüm halklarda aynı anlamı yaşatmaktadır. Kuruyan dalların filizlenerek çiçek açması, uykuya dalmış canlıların tekrar uyanması ve beyaz bürünmüş toprağın yeşererek renklenmesi, insanlarda sevinç, huzur ve bereket aşılamakta.  Newroz piroz be ya da Nawruz mubarak kutlama mesajları insanlar arasındaki nevroz dili olarak gelişmiş ve baharın gelişine aidiyet duygusu oluşturmuştur. İşte yine gelmiştir bahar. Doğa canlanmaktadır. Çiçeklerin, hayvanların ve insanların gözlerinin içi gülmektedir. Yeni bir umut yeşermiştir gönüllerde. Çiçek açan bir, tohum yeşerten toprak ve sıcak bahar güneşi iyiliğin, bolluğun ve de kardeşliğin habercisidir. Toplumlar ne zaman bir zorluğa girse, Demirci Kawa gibi bir kahraman çıkar ve onları umutsuzluktan kurtarır. Onlara baharı getirir ve hayatlarındaki çiçekleri yeşertir. Tıpkı darma duman olan Osmanlı imparatorluğundan arda kalan halklara umut ve baharı Çanakkale’de, Sakarya’da getiren Mustafa Kemal ve Anadolu halkı gibi.

Newroz kardeşlik ve barış olsun…
 

One thought on “SÖNMEYEN ATEŞ, NEWROZ

  1. Ne güzel hikayeler,elinize emeğinize saglık.Baharınız,baharımız hosgelmis.

Yorumlar