Muharrem Ayı ve Aşure

Aşure denilince, hepimizin aklına bolluk, bereket ve lezzetli bir yiyecek geliyor. Aslinda, Aşurenın temelinde bir tarih yatar. İnsanlar, kendileri için özel olan günlerde, onları sembolleştirmek için özel merasimler ve yiyecekler hazırlarlar. Başta ülkemiz olmak üzere, birçok yerde Muharrem ayının ayının 10. günü yapılan bu yiyecek, Bektaşi Kültüründe matemi barindirirken, diger kültürlerin belleğinde barındırdığı zengin tarihi sizlere şu şekilde aktarmaya çalışacağız..

29 Ağustos 2020 Cumartesi Muharrem ayının 10. günü AŞURE GÜNÜ

Mezopotamya Mitolojisi’nde sözü edilen Nuhun Gemisinde, elde var olan tarım ürünlerinden hazırlandığı söylenen tatlı AŞURE’nin serüveni…

Muharrem ayında bir özel gün yemeği olarak pişirilen aşure, tüm İslam dünyasında süre giden bir gelenek olmasının yanı sıra farklı topluluklarda anlam ve uygulamada farklılıklar

göstermektedir. Bereket, canlanma, yeni yıl tatlısı olarak buğdaydan pişirilen aşure; Bektaşi inanışında Kerbela’da öldürülen Hz. Hüseyin ve beraberindekiler için hazırlanan bir matem yemeğidir. Türklerde aşurenin bir ayin şeklinde pişirilmesi geleneği de Bektaşi inancının bir uzantısıdır.

Aşure, Arapların Muharrem ayının onuncu gününe verdikleri isme atfen bu gün pişirilen tatlı aşa verilen addır.. Arapçada “aşere” sözcüğü on anlamına gelmektedir.Bu sözcükten türetilen “öşür”, ve çoğulu “aşar” kelimeleri, tarım ürünlerinden alınan ondalık vergi anlamında kullanılmaktadır. Bugün bir İslam geleneği olarak algılanmakla birlikte aşurenin kökeninin İslamiyet öncesine dayandığı bilinmektedir.Araplar, eskiden beri “aşura” dedikleri muharrem ayinin 10.gününde oruç tutmaktaydılar.

Aşurenin, Musevilik inancında ”Büyük Kefaret Günü” için

kullanıldığını da Tevrat’ta görmekteyiz. Yahudilerde de aynı gün oruç tutma geleneği vardı. Hicretin ikinci yılında Ramazan orucunun Müslümanlara farz olunmasıyla birlikte bu gelenek de şekil değiştirdi.

Bu gün Muharrem orucu ve Aşure geleneği de farklı anlamlar taşımakta ve farklı biçimlerde uygulanmaktadır.

Esasen Aşure gününe pek çok dinsel olay bağlanmaktadır. Aynı gün Hz. Musa kavmini firavunun zulmünden kurtarmış, Hz. Âdem’in tövbesi kabul edilmiş, Hz. İbrahim dünyaya gelmiş, yine Hz. İbrahim oğlunu ateşte yanmaktan kurtarmış, Hz. Yakub oğlu Yusuf ’a kavuşmuş, Hz. Yunus balığın karnından çıkmış, Hz. İsa göğe çekilmiştir.İslam dünyasında da bu gün Nuh peygamberin sünneti olarak kabul olunmuştur. Nuh’un bindiği geminin büyük tufan bitip sular çekilince bu gün Cudi Dağı’na oturduğu, kurtulanların gemide artan erzakla “Selamet Çorbası” pişirdikleri, aşurenin de bu efsanenin uzantısı olarak her sene şükür amaçlı yapıldığı bilinmektedir.

Alevi – Bektaşi inancında ise Muharrem orucu ve aşure, şükürden öte bir matem geleneğidir. Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin, Kerbela’da Muharrem ayının onuncu cuma günü şehit edilmiş, bu zamandan sonra aşure, Hz. Hüseyin ve onunla beraber şehit olanların ruhu için pişirilir ve dağıtılır olmuştur.

Özel Gün Yemeği Olarak Buğday ve Aşure:

Her ne kadar bir İslam geleneği olarak bilinse de aşure, farklı kültürlerde de yer almaktadır. Aşurenin esas bileşeni olan buğday, tarih boyunca toprak bereketiyle özdeşleştirilmiş, bu da çeşitli inanç ve ritüellerin gelişmesine yol açmıştır. Buğday ve aşure, eski Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kökenli bolluk, bereket, canlanma ve yeni yılı karşılama törenlerinde yerini almıştır. .. Öte yandan İran’da yılın en önemli günleri

sayılan ve toplu bir yas havası ve anma törenleriyle geçen Muharrem’de aşure yerine “sholeh zard” adında pirinç ve safranlı bir tatlı pişirilmektedir.

.Aşurenin ölüler için hazırlanması geleneğinin benzeri, Eski Yunan’da da görülmektedir. Atina’da Anthesterion ayının 11, 12 ve 13. gününde (Şubat ayının sonlarına doğru) yapılan

Anthesteria Festivali’nin son gününde çeşitli hububattan yapılan lapa pişirilip Hermes ve Dionisos’a ölüler, özellikle Deukalion tufanında ölenler için sunulurdu.

Ermenilerin “anuş abur” yani tatlı çorba diye adlandırdıkları aşure, yalnız yılbaşı (31 Aralık) ve Hz. İsa’nın vaftiz günü (diğer adıyla Theofania) olan 6 Ocak tarihleri arasında ve Paskalya öncesi büyük perhiz döneminde pişirilir. Aşure, yılbaşından artan kuruyemiş, buğday ve baklagillerle yapılır.

.Ermeni geleneğine göre gelin olduğuna inanılan aşurenin buğdayı bir gece önceden pişirilir, evde yaşayanların her birinin bir giysisi ile örtülerek sıcak kalması sağlanır, böylece özünü veren buğday-su karışımına şeker ve diğer

malzemeler konularak çorba hazırlanır. Büyük perhiz için yapılan anuş abur, yeni yıl için yapılandan farklı olarak tarçın ve kuruyemişle süslenir .

Benzer bir şekilde İngiltere’de kuruyemiş ve unla Noel’de pişirilen “plum pudding” de bir Kelt geleneğinin uzantısı olarak ortaya çıkmıştır. İskoçya ve İngiltere’de “flummery”, “frumenty” ya da “fluffin” denilen aşure türü, toprağın yeniden canlanması için Noel gecesi ve ya sabahı yenmektedir.. Kökenini bu tatlıdan alan plum pudding’in içeriğinde doğrudan buğday bulunmamaktadır. Onun yerine ekmek kırıntıları, un, yağ, süt ve yumurta, kuru meyveler ve meyve kabukları ile pişirilmektedir. ..

Çin’de bir yılbaşı yemeği olarak tüketilen ve “bao zou” adıyla bilinen aşure, bugün konserve şeklinde raflarda yerini almaktadır . Çin’in geleneksel takvimine göre yılın

ilk günü, miladi takvimde ise ocak ayı sonu ve şubat ayı ortası arası ilkbahar bayramı olarak kutlanmaktadır. Ailelerin beraber geçirdiği bu dönemde yenen, toplam yirmi çeşit yemekten

oluşan geleneksel yılbaşı menüsünde aşure, sunulan iki tatlıdan biri olarak yer almaktadır…

Aşure, Bektaşi tekkelerinin Türk mutfağına en önemli katkısı kabul edilir.Bektaşi ve Aleviler Muharrem ayının ilk on gününü Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehadeti üzerine su orucu tutarak geçirirler. Su orucunu tam oruç olarak tutanlar da vardır. Budönemde su içilmez, bunun yerine sulu gıdalar tüketilir. Ayrıca sakal tıraşı olunmaz, eğlence yapılmaz, gülmek hoş görülmez. Matem Muharrem’in onuncu günü öğlen bitmesine rağmen on ikinci gününe kadar oruç tutanlar da olur.

Dergâhlarda da aşure, Muharrem’in on ikinci günü pişirilir. Bunun sebebi, Hz. Hüseyin’in cenazesinin ölümünden ancak iki gün sonra, Muharrem’in on ikinci günü defnedilmesidir.

Dergâhlarda hazırlanan malzemeler büyük bir kazana konulduktan sonra dergâhın aşçıbaşı,elindeki kepçeyi “Destur Ya İmam” diyerek kazana daldırır. O sırada yanında bulunanlar “Ya Hüseyn” diyerek karşılık verir. Aşçı babadan sonra sırasıyla etrafındakiler de aynı şekilde aş

pişinceye kadar aşureyi karıştırır.

Aş pişince kazan başına gelen mürşit, “Aşure Gülbankı”nı okur. Bundan sonra kepçeyi eline alıp “Ya İmam” diyerek kazanları karıştırır. O sırada etrafta bulunanlar da “Ya Hüseyn” diye karşılık verirler. Aşure, Arap harfleriyle çift vav çizer gibi karıştırılır. Bu, Allah’ı zikretmekle denk tutulur. Mürşitten sonra kepçeyi alanlar da aynı biçimde aşureyi karıştırırlar. Mürşidin gülbankından sonra “Selamname”, sonrasında da mersiye okunur.

Evlerde pişen aşurenin tuzu ya da gül suyunun evin büyüğü tarafından üç İhlâs bir Fatiha okunarak eklenmesi de ayrı bir aşure geleneğidir. Pişen aşure, evin kenar köşe yerlerine serpiştirilir, kepçeyle kazanın sağ, sol ve ön tarafına vurulup biraz aşure ocağa dökülür…Aşurenin bir ayin şeklinde hazırlanması, Bektaşilerle başlamıştır.

Dergâhlarda kutsal kabul edilen kazanlarda pişen aşure, zaman içinde bir paylaşım geleneği haline gelmiştir. Kamu kazanları, Türk geleneğinde önemli bir yere sahiptir.Bektaşi tekkelerinin aş evlerinde de her zaman devasa boyutlarda bir kazan bulunur ve bu kazan, sadece özel gün yemekleri ve aşure pişirmek için kullanılırdı. Bu kazanlar arasında en kutsal sayılanı da Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda bulunan Kara Kazan’dır…

Yerel mutfak kültüründe aşure pişirme ve dağıtma sırasında mutfak araçları olabildiğince az kullanılmakla birlikte saraylarda porselen, gümüş veya kristalden ağzının bir kenarı yalaklı ve kapaklı, tek kulplu aşurelikler, pişen aşureyi dağıtmakta kullanılırdı. Saray mutfaklarında porselen, gümüş ve kristalin yanı sıra bakır ve tombaktan aşure güğümleri de yer almıştır…

Sarayda hazırlanan aşure, önce Osmanlı ricali ve din büyüklerinin evlerine gönderilir, gönderilen kaplar ertesi gün içleri şam fıstığı, badem şekeri ve çikolata konularak iade edilirdi. Hanedan mensupları ile paşalar ve vezirlere

gönderilen porselen tepsili aşurelikler, ya da Göksu çamurundan yapılmış muharremiyelikler ise gittiği evlerde armağan olarak saklanırdı. Büyük aşure sürahilerinin

saraylar dışında her Osmanlı evinde de bulunması bir adetti . Son dönemlerde aşure kabının aşureden daha fazla ilgi çekmesi sebebiyle Muharrem ayının yaklaştığı dönemde zücaciyecilerde de belirli bir hareketlilik olurdu.

Aşurelikler, bu dönemde akrabalar, komşular, ahbaplar arası hediye işlevi görürdü. …

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

AKBULUT, Dilek ”Bektaşi Kazanlarından Aşureliklerine Bir Paylaşım Geleneği Olarak Aşure”

ALGAR, Ayla Esen “Bektaşilikte Yemeğin Yeri”, İkinci Milletlerarası Yemek Kongresi Bildiri Kitabı

AND, Metin ”Ritüelden Drama’ya, Kerbela – Muharrem – Ta’ziye”

AYDOĞAN, ”1892-1920 Arasında Üretilmiş Bazı Yıldız Porselenlerinin Biçim ve Bezeme Özellikleri” Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler

Enstitüsü.

BOZİS, Sula, ”İstanbul Lezzeti – İstanbullu Rumların Mutfak Kültürü”

EKSEN, İhsan ”Çokkültürlü İstanbul Mutfağı – Rumlar, Ermeniler, Museviler, Türkler”

ERDOĞDU, Ayşe “Osmanlı Mutfağında Kullanılan Sofra Gereçleri”, Hünkar Beğendi – 700

Yıllık Mutfak Kültürü,

GÜRSOY, Deniz Tarihin Süzgecinde Mutfak Kültürümüz, İstanbul.

KÜÇÜKERMAN, Önder ”Dünya Saraylarının Prestij Teknolojisi: Porselen Sanatı ve Yıldız Çini Fabrikası

NOYAN, Bedri Bektaşilik Alevilik Nedir?

ÖZHAN, Mevlüt (2000): “Anadolu’da Mevsimlik Törenler ve Bu Törenlerdeki İnanç Ögeleri” Uluslararası Anadolu İnançları Kongresi Bildiri Kitabı

SAKAOĞLU, Necdet, “Aşure”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Tarih Vakfı

TÜRKOĞLU, Sabahattin “Osmanlı Mutfağında Mutfak Hizmetlileri ve Sofra Gereçleri”

YÜCECAN, Sevinç “Aşure”, Beşinci Milletlerarası Yemek Kongresi Bildiri Kitabı

Katkılarindan dolayı, profesyonel Turist Rehberi Sezai Gülşen Bey’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

2 thoughts on “Muharrem Ayı ve Aşure

Yorumlar