MİMAR SİNAN: MİMARLIĞIN KURALLARINI YENİDEN YAZMAK

Anadolu’nun tam ortasında kurulu olan kayseri, binlerce yıldan beri doğudan- batıya göç eden kavimlerin kapısı ya da birleştiği nokta olmuştur. Hitit dönemimde Mazaka olarak bilinen kayseri; mö.1.yüzyılda Roma egemenliğine geçerek Kayseria (Caisseria) adını almıştır. Tarih 1071 Malazgirt zaferini kayıt ederken, Kayseri tarihi için de yeni bir dönüm noktası olmuştur. Şehir, Selçukluların eline geçmiştir. Selçuklular tarafından yapılan eserler binlerce yıl ayakta durmaktadır. Selçukluların zayıflanması ve beylikler döneminin başlaması ile hızla sınırlarını genişleten Osmanoğulları, büyük bir medeniyet haline gelir. Fatih Sultan Mehmed Han ( 2. Mehmed) 1453 yılında Konstantinopolis’i Osmanlı topraklarına kattıktan sonra ordularını Karadeniz’e yönlendirmiş ve 1461 yılında doğu Karadeniz’in önemli liman kenti Trabzon’u almıştır. Daha sonra doğu Anadolu’da devam eden istikrarsızlık ile 1463 yılında Kayseri şehrini kesin olarak Osmanlı imparatorluğuna katmıştır.

Mimar Sinan’ın Doğduğu Ev

Osmanlı himayesinde daha huzurlu günler geçiren, sosyal ve ekonomik açıdan refaha kavuşmuştur. Erciyes Dağının eteklerinde olan tarihi yerleşim alanı Ağırnas, birçok medeniyet tarafından kullanılmıştır. Günümüzde bir mahalle olarak geçen Ağırnas tarihinde birçok olaya şahitlik etmiştir. Osmanlı ordusuna elit askerleri yetiştirmek için acemi olanları devşirme yolu ile alınıyordu. O zamana kadar devşirmeler yalnızca Rumeli’den alınırken, Yavuz Sultan Selim Han tarafından Anadolu’dan da alınmaya başlanmıştı. 1512 senesinde kaderin bir cilvesi olarak Anadolu’nun bağrından devşirilen 21 yaşından ilk devşirme Kayseri Ağırnas’tan olmuştur. Onun devşirilmesi Osmanlı sistemine göre geç yaşta olsa da kader bunun olmasını istiyordu. Bu delikanlının orduya kabul edilmesi için Kayseri’nin önemli dülgerlerinden olan Doğan Yusuf Efendinin girişimleri sonucu kabul edilmişti. Yusuf Efendi bu gencin öz dedesi oluyordu. Anadolu’dan orduya kabul edilen gencin ismi Sinan’dır. Ermeni asıllı olan genç Sinan, orduya katılmak için evine gelerek yol hazırlığı yapar. Sinan’ın büyüdüğü ev, birbiriyle tonozlarla bağlanmış ve evler arasında geçişin sağlandığı bir kültür mozaiği. Onun yaşadığı bölge, onun mimari okuludur. Orduya katılan Sinan pratik zekâsı ve taş, ahşap’a aşina ustalığı ile kısa sürede ordu ve saraya kendisini kabul ettirir. Osmanlı ordusu ile mimari şaheserlerin olduğu Halep, Şam ve Kudüs gibi şehirleri gezerek buralardaki eserleri inceden inceye araştırma imkânı bulmuştur. 1521 yılında Yeniçeri Ocağına katılarak, Belgrad seferine katılır.

Moğlova Su Kemeri

1522 yılında Rodos seferinde bulunur. Katıldığı savaşlarda ordunun kolay geçmesi için yol ve köprüleri yapan ekipte yer alır. Rodos dönüşü subaylık rütbesine terfi edilir. 1526 yılında Moğaş seferine Zemberekçi başı yani başteknisyen olarak görev alır. Sırası ile Viyana ve Almanya seferlerine katılan Sinan buralarda gördüğü mimari eserleri kayıt ederek mimari bilgisini geliştirir. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında gerçekleşen Çaldıran savaşında yer alarak Van Gölü üzerine gözetleme tekneleri inşa eder. İstanbul’a Sinan, Sultanın İstanbul’u mimari açıdan tekrar dizayn etme isteği üzerine, dönemim sadrazamı Lütfü Paşa tarafından baş mimar olarak sultana tavsiyede bulunur. Sinan’ın hep hayal ettiği Saraylar, hamamlar ve camiler, böylelikle Lütfü Paşanın teklifi ile bu fırsat ayağına gelmiştir. Yıl 1538 ‘i gösterdiğinde Sinan kazanmış olduğu tecrübe ile 49 yaşına girmiştir. Osmanlı imparatorluğunun uçsuz bucaksız topraklarında arzuladığı mimari yapılarında hak sahibi olabilecekti. Kanuni Sultan Süleyman’ın en gözde baş mimarı olma şerefine kavuşturacaktı hayalleri. Sinan baş mimar olduktan sonra ilk icraatı, Hürrem Sultan tarafında yaptırılan Haseki Sultan Külliyesidir.

Şehzade Cami

Bu yapı ile Osmanlısının mimari kimliğini ortaya çıkaran Sinan, aynı zamanda kendisine has bir teknik kullanmıştır. Ayrıca Haseki Sultan Külliyesi, Sinan’ın ilk kağgir kubbeli camisi olarak tarihteki yerini almıştır. Sinan mimari hayatına hızlı bir giriş yaparak ikinci eserini Türk denizciliğine ismini altın harflerle yazdıran Barbaros Hayrettin Paşa için Beşiktaş sahilince bir türbe yapmış, böylelikle onun vasiyetini yerine getirmiştir. Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın tek kızı olan Mihrimah Sultan için Üsküdar sahilinde bir külliye yapar. Bazı tarihçilere göre Sinan ilerlemiş yaşına karşın Mihrimah Sultana âşıktır ve camiyi inşa ederken ona karşı olan hisleriyle sentezler. Kanuni Sultan Süleyman, baş mimarına o kadar güvenir ki tüm İstanbul’u onunla yeniden mimari planlamasını yapar. 1543 yılında Kanuni’nin Manisa valisi oğlu Şehzade Mustafa hayatını kaybedince Belgrad seferinden acil olarak İstanbul’a döner ve oğlu için bir cami ve türbe yapılmasını emreder. Sinan, padişahın bu acısını yapmış olduğu büyüleyici mimari yapı ile hafifletmeye çalışır. Özellikle çıraklık eserim dediği şehzade cami, cami yapısında kullanmış olduğu kırmızı katma taşlarla farklı bir görüntü verir. Şehzade cami ise Sinan şöyle der’ ’Bu yapıda el sanatlarının her çeşidi ve inceliği kullanılmıştır’’. Kendisi Hristiyan bir aileden gelmesine rağmen sarayda çok sevilen ve saygı duyulan bir konuma gelmiştir. Sinan’ın hayalindeki İstanbul’a Şehzade Cami ile fırça vurulmuş oldu. Yedi tepe İstanbul’un üçüncü tepesi olan günümüzdeki Süleymaniye, o dönem üçüncü saray dediğimiz Bizans sarayının yerine inşa edilmiştir.

Süleymaniye Cami ve Külliyesi

Sultan Süleyman ile Mimar Sinan, Süleymaniye cami ve külliyesini inşa kararı alırken, ne ismini taşıyacağı Sultan’a ne de meydana getiren mimara ait olacaktı. O yeniden kimliğini kazanan ve iki kıtaya hükmeden İstanbul’un olacaktı. Üç kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul’un fethinden sonra en büyük eseri Mimar Sinan öncülüğünde yapmış ve yeni bir imar planı kazandırmıştır bu kadim kentte. Süleymaniye ile birlikte şehircilik planı da Mimar Sinan tarafından üstlenilmiş ve külliye etrafındaki evlerin planı ve renklerine kadar düşünülmüştür. Böylelikle Koca Sinan eserlerinin ihtişamına gölge düşürecek yapıların da önüne geçmiş oldu. Sinan eserlerini tasarlarken sadece mühendislik olarak düşünmüyordu, aynı zaman da el sanatlarının en güzel örneklerini de uyguluyordu. Eser bittiğinde insanlar sadece bir mimari harikası ile karşılaşmıyordu aynı zamanda eserle bütünleşmiş el sanatlarının en harikalarını da görüyorlardı. Camilerde uyguladı ses akustik ve aydınlanma teknikleri doğanın nimetlerinden sonuna kadar yararlanmayı sağlıyordu.

Hurrem Sultan Hamami

Sinan’ın Süleymaniye cami inşaatı hakkında şöyle bir rivayet vardır;

Süleymaniye Caminin inşaatı uzayınca Sultan Süleyman sinirlenir ve atına atlayarak bir hışımla inşaat alanına gelir. İçeri giren Padişah bir de ne görsün. Sinan oturmuş bir sandalyeye koca bir kubbenin altında, caminin tam ortasında nargilesini fokurdatıyor. Bu manzara karşısında sinirleri tavan yapan padişah, Sinan’a söylenerek

-Mimarbaşı, ben inşaatın bitmesini beklerken sen burada oturmuş keyif çatıyorsun, bre Allahtan korkmaz.

Sinan; devletlim, padişahım bende inşaatın bir an önce bitmesini isterim, lakin ben burada keyif çatmıyorum. İçtiğim nargilenin dumanın gittiği yönü tespit etmeye çalışıyorum. Böylelikle dumanın gidiş yönünü bulabilirsek, camide yanacak olan yüzlerce kandilin isinin akacağı bir kanal yapabilirim. Bu kanalda biriken duman islerinden en kaliteli mürekkep olur ki hattatlarımız da bu imkândan yararlanır.

Sinirlenen sultan birden sakinleşir ve ‘’aferin mimarbaşı’’ der.

Bunun gibi birçok hikâye mevcuttur Mimar Sinan hakkında.

Mimar Sinan kendisine has mimarisi ile birçok öğrenci yetiştirmiş ve kendisinden sonra Osmanlı İmparatorluğunun mimar ihtiyacını karşılamıştır. Sinan öğrencisi olan birkaç mimar şunlardır;

Mimar Hayrettin- Mostar köprüsü

Sedefkâr Mehmet Ağa- Sultan Ahmet Cami

Mehmet İsa Efendi, Mehmet İsmail Efendi- Taç Mahal

Acem Ali-Pirinç Han (Bursa)

Ve birçok mimar yetiştirerek, kendisinde sonra da Sinan’ın mimari ruhunu yaşatmaya devam ettiler. Sinan ömrünün sonuna yaklaşırken Sultan II. Selim’in arzusu ile ustalık eseri dediği, ustalığının doruk noktasına çıkacağı Edirne Selimiye Camisine 1568 yılında başlar. Mimari ve mühendisliğin doruk noktasına çıktığı ve el sanatlarının ziyaret edenlerin ağızlarını açık bıraktığı cami 1575 yılında biter. İyice yaşlanan Sinan artık bu eseri ile vedaya hazırlanıyordu. Yaş 90 olmuştu ve Sultandan tutun, köylüye kadar herkesin saygısını kazanmıştı.

Selimiye Cami

98 yıllık yaşamında;

92 cami,52 mescit,55 medrese,7 darülkurra,20 türbe,17 imaret (aşevi),3 darüşşifa,6 suyolu,10 köprü,20 kervansaray,36 saray,8 mahzen ve 48 de hamam sığdırdı. Günümüzde farklı ülke sınırları içerisinde bulunan yüzlerce Sinan eseri bulunmakta. Suriye Şam ve Halep, Filistin Kudüs, Arabistan Mekke ve Medine, Bosna Hersek, Bulgaristan, Sırbistan ve Hırvatistan gibi birçok ülkede eseri bulunmaktadır. Hayatın bizlere neler göstereceğini bilemeyiz. Kayseri’de Ermeni bir azınlık iken sarayın Baş mimarı olup tüm dünyada ölümsüz eserler bırakan bu dahi mimarı daha sonraları 300 yıl Osmanlı İmparatorluğuna mimarlık hizmeti verecek olan başka bir Ermeni Balyan ailesi olacaktı. 1490 yılında Kayseri Ağırnas ’ta doğan Mimar Sinan, 1588 yılında üç kıtayı gezmiş ve yüzden fazla eser bırakarak 98 yaşında gözlerini dünyaya kapatmıştır.

Yorumlar