İshak Paşa Sarayı(1685-1784)

İshak Paşa Sarayı

İshak Paşa Sarayı, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçe merkezine 8 km uzaklıkta sarp bir kayanın üzerinde dağ yamacına kurulmuş ve 2 büyük avlu, harem, mutfak, fırın, zindan, hamam, türbe, cami ve misafir ağırlama odalarına sahip devasa bir saraydır. Özellikle çok korunaklı bir yamaçta bulunması ve Doğu Beyazıt ovasına hâkim olması ile döneminin görkemli ve güvenli yapılarının başında gelir. Karşısında bulunan dağ yamacındaki Yakut Manastırı’na bakacak bir konumda bulunur ve hemem yakınında bulunan Ağrı Dağı ise ihtişamıyla zarafetini artırır. Son zamanlarda etrafında yapılan çevre düzenlemeleri sayesinde yöre halkının ve aynı zamanda yerli-yabancı ziyaretçilerin akınına uğramaktadır. Özellikle yukarısında bulun cami-türbe ile, döneminin saray kâtibi ve İslam alimlerinden olan Mem-u Zin kitabının yazarı Kürt Ahmedi Xani türbesini ziyaret edenler soluğu İshak Paşa sarayında alıyorlar.

İshak Paşa Sarayı harem bölümü

2.İshak Paşa kimdir?
1700’li yılların başında Mahmut Paşa’nın vefat etmesi ile bölge Çıldır Oğulları kontrolüne geçer. Çıldır Oğullarından Hasan Paşa’nın vefat etmesinden sonra oğlu 2.İshak, bölge valisi görevini üstleniyor. En parlak dönemini 2. İshak döneminde yaşayan bölge, daha sonra bu görkemli Saraya tanıklık eder. İshak Paşa hakkında çıkan dedikodular, Osmanlı sarayına kadar gider. Bu olumsuz haberlerden rahatsız olan saray yönetimi, İshak Paşa’yı sancak beyliğinden alarak sürgüne yollar. Bu sürgünden 4 yıl sonra hayatını kaybeden İshak Paşa, şu an rüyası olan baş yapıtın 200 km yakınında olan Erzurum Pasinler’de yattığı söylenir. Şuan sarayın ikinci avlusunda bulunan türbe yazıtında yazdığına göre babası Abdi Paşa ve eşi yatmaktadır. Sarayın babasının mezarının olduğu yerde yapıldığı düşünülmektedir. İshak Paşa’dan boşalan göreve oğlu Mahmut Paşa getirilir. Eski günlerinden uzaklaşan bölge daha sonra Ayanlara geçer.

Ishak Paşa Sarayı 2.avlu

Güneşin doğduğu topraklarda, bir inci gibi parlayan ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan doğuda günümüze kadar gelen tek sarayı özelliğini taşıyan İshak Paşa Sarayı, doğu ve batı mimarisinin sentezlenmiş bir halidir. Sarayın mimarisinde Selçuklu mimari tarzının yanında ampir, rokoko ve barok üslubu da ağır basar. Bu sebeple saf Türk- İslam mimarisinden uzaklaşmış ve bölgede bulunan Gürcü, Ermeni ve Rumların bu yapının mimarisinde büyük etkisi olmuştur. Özellikle taç kapıların etrafında ve yanlarında kullanılan motifler, nişler ve bordürler ile natüralizmden uzaklaşmış, daha simetrik ve keskin hatlara bürünmüştür. Bu sebeple olacak ki Türk İslam eserlerinde görülen bitki ve hayvan motifleri, yerini daha çok geometrik sembollere bırakmıştır. Erzurum Çifte Minareli Medrese’ye benzerliği olsa da üç boyutlu motifler daha çok Avrupa üslubunda yapılmıştır. İlk bakışta dikkatinizi çeken üç boyutlu hayat ağaçları; bir vazo içinden uzayarak en üste üç dala ayrılır, bu da sanat tarihçileri tarafından ‘’varlık bilgisinin vardığı son nokta’’ olarak açıklanır. Yani ustaların sanatının ulaştığı zirve ve tanrıya kavuşma anı olarak düşünülür. Çünkü her usta sanatında tanrıyı aramak ister ve sanatını bitirdiği zaman ise tanrıyı sanatında bulma evresidir. Friedrich Von Schelling’in, “Mimari, taşlaşmış müziktir.” sözü,, ustaların sanatını bir enstrüman gibi sergilediklerinin bizlere anımsatır. Yıllar boyu İshak Paşa Sarayı’nı ziyaret eden milyonlarca kişi bu görkemli yapıdan etkilenmekle kalmamış aynı zamanda içlerinde sürekli büyüyen merakı gizleyememişlerdir.

taç kapısı

Yapının kim tarafından yapıldığı net olarak bilinmemekle birlikte sadece o dönemdeki taş ustalarının kullanmış oldukları ve kendilerini belirten işaretlerden 130 taş ustasının çalıştığını biliyoruz. Saray kaynaklarında da çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Burayı ziyaret eden James Brant ‘‘çölü andıran engebeli bir arazide yükselen İshak Paşa sarayı, gören herkes için çok şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı” sözlerini kullanmıştır. Sarayı yaptırdıktan 4 yıl sonra vefat eden İshak Paşa ve eşi ikinci avluda bulunan türbede yatmaktadırlar. Onun yerine geçen oğlu Mahmut Paşa’nın mezarı da aynı avluya gömülmüş , ancak Rus işgali sırasında buradan mezar taşı alınarak yukarıda bulunan aile mezarlığına götürülmüştür. Ruslar tarafından saray, askeri bina olarak kullanılmış, bu sebeple de çok fazla tahrip olmuştur.

Ahmed-i Xani türbesinden bakış

Toplamda üç kez Rusların işgaline uğrayan Doğubayazıt, her yerde olduğu gibi sarayın da birçok bölümünde yıkımlara maruz kalmıştır. Ülkemizin önemli bir yazarı olan Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi adlı eserinde geçen hikâye de burada yaşanmıştır. Yazar, bu görkemli yapıdan çok etkilenmiş olacak ki birçok araştırma sonucunda İshak Paşa’nın torunu Gülbahar ile civar köylerden Ahmet arasında geçen aşk hikayesini kaleme almıştır.
Gezi alternatiflerine gelecek olursak: İshak Paşa Sarayı’na turla ya da bireysel olarak gidilebilir. Şehir merkezinden toplu taşıma ile ulaşım imkanı mevcut. Giriş ücreti 15 TL’dir (65 yaş ve üstü,18 yaş altı öğrenci, öğretmenler, müze kart, Gazi ve şehit yakınları ve engelliler ücretsiz olarak yararlanabiliyor.). Sarayın girişinde hediyelik eşya ve sıcak-soğuk servisi alabileceğiniz bir kafe mevcut. Yöresel tatlar için ise sarayın aşağısında yöresel dokuma el halıları bulanan ve yeşil bir bahçe içinde Ararat Restoran’da temiz ve lezzetli yemekler tadabilirsiniz.

İshak Paşa Sarayı türbe kısmı
Hayat ağacı
Hayvan ve bitki bordölü
Üç boyutlu hayat ağacı

Yararlanılan Kaynaklar:

1- https://www.kulturportali.gov.tr/portal/agri-nin-gozdesi–ishak-pasa-sarayi

2- https://csb.gov.tr/askin-ruhu-ishak-pasa-sarayi-makale

3- http://www.agri.gov.tr/tarihi-ishak-pasa-sarayi

4-Yurttaş, H. (2004 ). “Türk Saray Mimarisi İçerisinde İshak Paşa Sarayı’nın

5-Çetinor, B.(1984).’’ İshak Paşa Sarayı-Doğubayazıt’’, İlgi, S.40, İstanbul, 18.

4 thoughts on “İshak Paşa Sarayı(1685-1784)

  1. Doğuda Osmanlı mimarisinin eşsiz örneklerinden bir tanesidir. Dönemin şartlarında ilk kalorifer sistemini de bu yapıda görmek mümkün.

  2. Süslemeleriyle ve eşsiz mimarisiyle İshak Paşa Sarayı bu güzel yazı ve fotoğraflar için teşekkürler Anadolunun Hikayesi..

Yorumlar