ANADOLU’DA TARİHİ TİCARET YOLLARI

Anadolu coğrafyasında tarih öncesi çağdan günümüze kadar yaklaşık 38 çeşit uygarlığın yaşadığı vurgulanmaktadır. Bu kadar eski ve çeşitli uygarlıklar Anadolu dışındaki farklı coğrafyaları şüphesiz tanıyorlardı. Birbirini tanıma batıdan doğuya uzanan antik yollar sayesinde oluyordu. Bu yollar bazen savaş, bazen ticari nedenlerle yapılmıştı. Yollar hangi nedenle yapılmış olursa olsun, devletin, uygarlıkların birbirini tanımalarına ve kültürlerin etkileşimde olmasına vesile oluyordu. Bu tarihsel süreçler incelendiğinde Anadolu tarihinde beş önemli yol önümüze çıkmaktadır.

Bu yollar bir köprü rolünde olan Anadolu’nun dört bir yanından geçerek, burada yaşayan halkların ihtiyaçlarını ve ticaret yapmalarına olanak sağlamıştır. Para kullanımda olmadığı dönemlerde ihtiyaç duyulan eşya ya da gıdaya karşılık başka mallar verilerek değiş tokuş yöntemi ile ticaret dönüyordu. Çin’den ipek ve ürünleri getirilip karşılığında zeytinyağı ve Anadolu’ya özgü ürünler götürülüyordu. Tabi bu yolculuk birçok farklı coğrafya ve uygarlıkları kapsadığı için ürün farklılıkları geniş bir ölçekteydi. Bu ticaret ağları sayesinde farklı lisanlar, dinler, kültürler ve meslek grupları ortaya çıkmıştır.

Asur Ticaret Yolları

Bakır, Kalay Yolu ( Tin Road MÖ.2000-1600)

Anadolu’da ticaret yollarının başlangıcı olan ve onun gelişmesine yardımcı olan Asurlular, bu yolun başlangıcı olarak başkent Ninova ile Hititlilerin başkenti Hattuşaş arasında bin kilometrelik bir mesafede oluşturulmuş. O dönem Anadolu’daki devletler krallıkla yönetiliyordu. Bu sistem sayesinde ekonomik olarak gelişmiş ve güçlü ticari kolonileri kurulmuş. Bu ticaret yolu, Anadolu ile Yakındoğu arasında sıkı bağların gelişmesine vesile olmuş, uygarlıkların birbiri ile olan etkileşimlerini kolaylaştırmıştır. Günümüz yabancı sermayesinin antik dönemdeki iştiraklarını simgeler. Ticari yolların başlangıcı yazının mucitleri olan Sümerlerle başlar, daha sonra Asurlular bu mirası alarak geliştirirler. Çünkü Asur medeniyeti sınırları geniş bir coğrafyada bulunduğundan doğuda Basra Körfezi, batıda ise Akdeniz’e kadar uzamaktadır. Asurlulardan sonra Hititler bu yolları daha da geliştirerek, kervanların daha konforlu yolculuk etmeleri için yolların yüzeylerini taşla kaplamış ve dünyanın ilk kaplama yollarından birisine imzasını atmış. Hititler sadece ticari yolları değil aynı zamanda kent içindeki yolları da bu yöntem ile geliştirerek Hattuşaş(Boğazköy) ile tapınaklar arasında iki kilometrelik yollar inşa etmişler.

Obsidyen taşı

Bilinen ilk düzenli yol…

Tarihte bilinen ilk düzenli yol MÖ. 2000 yıllarında bakır ve demir bakımından zengin olan Anadolu ile Babil dokumaları ve kalayla meşhur yerlilerin Afganistan arasında oluşturulmuş. En meşhurları olan bakır, kalay ve dokumanın dışında akik taşı, lapis lazuli ve hematit gibi birçok taş ve süs eşyası da satılıyordu. Anadolulular, bu eşyalara karşılık, altın ve gümüşü iki katı fiyata vererek değerli madenlerin Asur’a ulaşmasını sağlamaktı. Bakır çok önemli bir ticaret malıydı, Kaniş metinlerinin birinde ticarete konu olan 30.000 mina ( 15 ton) bakırın ticarette kullanıldığını yazar. Anadolu’da az bulunan kalay tunç yapımında kullanılıyordu, bu sebep ile Mezopotamya kalayına hayati derece de ihtiyaç duyuluyordu. Anadolu dışındaki etrafı sularla çevrili ülkelere tüccarların girmesi güvenli bir yöntem olan günlük giriş izni mektubu verilirdi. Bu yöntem sayesinde daha kontrollü bir ticari ilişki sağlanıyordu.

Sebaste Kenti Antik Yolu

Ticari yollarda ihtiyaçların doğması…

Ticaretin artması ile bir takım tehlikeler doğmuştur. Bunların en başında soyguncular, haramiler gibi grupların yoldan geçen kervanları soyması. Yöneticiler de bunlara karşı bir takım çözümler üretmişlerdir. Daha güvenli ticari kentler, Kültepe-Kaniş kurumu gibi merkezler oluşturulmuş. Kente girdi-çıktıları kayıt altına almışlar. Uzun süren yorucu yolculuklarda kervanların dinlenmesi için Wabartumlar (kervansaray) inşa edilmiş. O dönem yazının gelişmesinden ve her şeyi kayıt altına alınmasından dolayı Kayseri Kültepe’de çıkan tabletler o dönemin ticari ilişkileri ve hukuku hakkında geniş bilgiler sunmaktadır. Bakır, kalay yolunun önemli ticari merkezleri; Hattuşaş, Kaniş, Alişar ve Karahöyük (Acıpayam)dır.

Asur Nehir Taşımacılığı

Lidya Kral Yolu(M.Ö.587-546)

Adından da anlaşılacağı Asia Minor ( Asya eyaleti) yani Anadolu’nun en batısındaki krallık olan Lidya kralı Giges tarafından doğu ve batıdaki ticaretin zenginliğinden yararlanmak için geliştirmiş olduğu bir ticaret rotasıdır. Batının en büyük liman kenti olan Efes’ten başlayıp başkent Sardes (Salihli)’den geçerek Asurluların başkenti Ninova ’ya giden yoldur. Öncesinde olan Asur-Hitit ticaret yolunu daha batıdaki krallığına ekleyerek doğunun zengin ticari faaliyetlerinden yararlanmıştır. Tabi ki kral Giges, bu ticari yol ile doğu ve batı arasındaki ticareti değil aynı zamanda kültürleri de birleştirmiştir. Rota şu şekildeydi; Efes, Salihli (Sardes) buradan Gediz ( Hermos) nehrini izleyerek Frig diyarı ( Afyon-Ankara) üzerinden Hitit başkenti Hattuşaş’ta, Ninova yoluna bağlanıyordu.

Karun kadar zengin olmak…

Lidya kralları ticaret yolları üzerinde konaklama tesisleri ve küçük güvenlik kaleleri inşa ederek ticaret kervanlarının ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bu hizmet karşılığında ücret alınıyordu. Bozdağlardan (Tmolos) Dağları’ndan çıkan Gediz ( Hermos) Nehri’nin taşıdığı alüvyonlardan bol miktarda altın elde ediliyordu. Bu Nehre karışan Sart (Paktalos) Deresi başkent Sardes’ten geçiyordu. Bu maden sayesinde paranın icad edilmesi Lidya Krallığının antik dönemin en gözde merkezi haline getirmişti. Doğudan gelen dokuma, baharat, bakır ve çeşitli taşlara (obsidyen vb.) karşılık altın ya da tuz, zeytinyağı benzeri ticari mallar takas edilerek Lidya halkının ihtiyaçları gideriliyordu. Lidya kralları hem Romalılarla hem de doğudaki uygarlıklarla iyi ilişkiler içindeydi. Hatta Kral Giges Yunan kentleri olan Miletos ve Efes’te bulunan tapınaklara bağışlarda bulunarak buradaki halkın gözüne girmiştir. Lidya Krallığının ulaştığı zengin o kadar sınırları dışına taşmıştı ki; dışarıda bir zenginlik tanımı yapılacaksa, ‘’Karun kadar zengin’’ olarak kullanılıyordu.

Kral Giges ’in ilginç hikâyesi…

Tarihi kaynaklara göre; Mermnadlar Hanedanın ilk Kralı Giges tahta çıkış öyküsü şöyledir; ‘’Kanvallas karısının güzelliğine o kadar hayrandır ki onu bir şekilde kanıtlamak ister. Bu dürtü ile kendisine inanmayan dostu Giges’i eve çağırır. Karısı üstünü değiştirirken, onu gizlice Giges’e izlettirir. Sonradan durumu öğrenen karısı çok öfkelenir. Bir gün yine Kanvallas Giges’i evine çağırır, Giges bu davete koşa koşa gider, gizliden arkadaşının karısına bir şehvet duyar. Üçü birlikte içerler, kocasının hareketini unutmayan eş, Giges’i kocasını öldürmesi için ikna eder. Giges eline gelen bu fırsatı geri çevirmez ve Kanvallas’ı oracıkta öldürür. Hem karısına hem de ülkeye kral olur. Bir taş ile iki kuş diyebileceğimiz bir andır bu.’’ Mermnadlar, Lidyalıların üçüncü hanedanıdır ve en başarılı çağını yaşatmışlardır. Ticari yolları krallığa bağlayarak 141 yıl hizmet etmişlerdir. Giges ’ten sonra Alyattes tahta geçer ve krallığa en parlak zamanını yaşatır. Yunan kentleri ile olan iyi politik ilişkilerini, ticari ilişkilerle devam ettirir.

Kimmer istilası…

Kral Alyattes, Mermnadlar hanedanın en etkili kralıdır ve ticari ilişkilerin gelişmesinde büyük katkılar sağlamış, kuzeyden gelen Kimmer istilasını Kızılırmak (Halys) Irmağının diğer ucunda tutmayı başarmış. Zayıflayan Frig Krallığını Lidya’ya bağlamıştır. Yunan devletleri olan iyi ilişkilerini Korint Tiranı Periandros ile dostluk ilişkilerini kurmuştur. Milet’te (Miletos) iki tapınak inşa ederek, Delphi’deki Apollon Tapınağına birçok özel armağanlar yollamıştır. Kral Alyattes ’ten sonra oğlu Karun (Kroisos) geçmiştir. Babasından devraldığı güçlü ve zengin krallığı sayesinde ününü tüm antik dünyaya duyurmuştur. Lidya Krallığı, 6.yüzyılda Anadolu’da beliren Pers istilasına yenik düşerek tarihin tozlu raflarında kalmıştır. Perslere bıraktığı zenginliklerin başında Lidya Kral yolu gelmektedir.

Pers Kral Yolu

Pers Kral Yolu (M.Ö.515-415)

Perslerin doğudaki başkenti Susa’dan başlayarak en son ele geçirdikleri Lidya Krallığının başkenti Sardes’e kadar uzanan antik ticari yoldur. 5. Yüzyılında başında Pers Kralı Darius tarafından var olan yolunun geliştirilmiş halidir. Darius bu yolu en doğudaki başkent ile en batıdaki kent olan Sardes arasında postacıların daha hızlı yol kat etmeleri amacıyla geliştirilmiştir. Haber ne kadar çabuk ulaşırsa devlet teşkilatı o kadar tedbirli olur mantığıyla, 2500 kilometrelik yol 111 etaba bölünerek haber kaynağının daha hızlı ve sağlıklı ulaşmasını hedeflemiştir. Yol o kadar geliştirilmiş ki kuryeler başkentten, Sardes’e bir haftalık süreyle yol alıyorlardı. Yunan tarihçi Herodotos Persli kuryeler için şu sözü kullanmıştır kitabında; ‘’Dünya’da Persli kuryelerden daha hızlı seyahat eden başka bir şey yoktur.’’ Kral Darius ’un yoluna övgülerde bulunmuştur. Bir başka övgü ise şöyledir; ‘’ Ne kar, ne yağmur, ne sıcaklık ne de gecenin karanlığı onların görevini yerine getirmesine yapmalarına engel.’’

Haber amacının ticarete dönüşümü…

Başta haberciler (Pirradazis) ve elçilerin hızlı hareket etmeleri amacıyla geliştirilen ve kısa yolların eklenerek doğu ile batı arasındaki farkı kapatmıştır. Bu yollarda sadece haber değil, eskisi gibi ticaret ağı da devam etmiştir. O dönemden yapılma Diyarbakır’daki köprü halen günümüzde de kullanılmaktadır.

Roma Yolu (M.Ö.312-M.S.200)

Roma medeniyetini güçlü kılan, fethettikleri yerlere yeni yollar kurarak merkezle bağlantıyı en iyi şekilde koordine etmeleridir. Gelişmiş yol teknolojilerini kullanarak kullanışlı ve modern yollar inşa eden Roma, en uzaktaki eyaletlerle haber akışını en kestirme yollar sayesinde devam ettiriyordu. Yönettikleri eyaletlerden haber, vergi, ticari malların güvenli bir şekilde ulaşımı için taş döşemeli ve engebeli olmayan yollar seçilmişti. Böylelikle bu saydıklarımız daha hızlı ve güvenli bir şekilde başkente ulaşabiliyordu. Eski uygarlıkların en büyük gelir kaynakları olan vergilerin toplanması ve ulaşımı çok önemliydi. Tabi sadece ticari bakımından değil, aynı zamanda ordunun ulaşımını hızlandırmak, eyaletler arasında haber ağı kurmak ve Romanın gücünü göstermektir. Yol eşittir medeniyet demektir.

Roma Yollarının Yapılışı

Günümüze kadar gelmiş Roma’ya ait kentleri gezdiğimizde, şehircilik planın ne kadar düzenli ve bilinç organize edildiği anlayabiliyorsunuz. Genellikle kent girişleri birden fazladır ve bir diğer kentte bağlayan bir yol vardır. İşte bu Roma medeniyetidir. Romalılar inşa ettikleri yolları uzun süreli kullanma mantığı ile planlamışlardır.

Bütün yollar Roma’ya çıkar…

Yollar genellikle zeminden yüksek olur ve yağan yağmuru tahliye etmek için kanalizasyon sisteminden yararlanmışlardır. Böylelikle yol hep kuru kalıyordu. Bir diğer özellik olarak, yollar iki at arabasının yan yana geçecek genişlikte inşa edilmesidir. O dönemki trafik akışını rahatlatan yollar, kentlerin daha fazla ticari kervanları gelmesi ve kişi sayısı bakımından daha fazla ordu mensubunun ulaştırmasına yarıyordu. Yollar o kadar geliştirilmiş, yolda tabelalar asılmış, gelen yabancılara rehberlik hizmeti vermeleri için eğitimli personel bulunduruluyordu. Hatta Roma İmparatoru Claudius, Romalı turistlerin Truva kentini gezerken turist rehberi tutmaları mecburiydi. Roma askeri haritalar o dönemin yol rehber kitapları sayılıyordu. Rehberler, iyi eğitilmiş, kültürlü ve bilgili kişilerdi. İlyada ve Odessa’yi iyi biliyor, gelen turistlere tarihi ve öyküleri iyi aktarıyorlar, Ajak ve Achilles’in mezarını, Paris’in mezarını, Zeus’un Ganimede’yi kaçırdığı meydanı doğru tanıtıyorlardı.

Kısaca, Roma Medeniyeti her patika ve kestirme yolu bir örümcek ağı gibi birleştirerek, kıtaları, ülkeleri ve şehirleri birleştirdi. Daha önemlisi de ticareti ve kültürleri bir araya getirdi.

İpek Yolu Haritası

İpek yolu ( Silk Road M.Ö.3.yy-M.S. 2.yy)

Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının kendi aralarında ihtiyaçlarını karşılamak ve ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla çizdikleri rotaların üzerinde pazarlar kurarak bunu başarmışlardı. Giderek artan rekabet ve farklı ihtiyaçlar doğrultusunda arayışlarına devam eden tüccarlar, ihtişamın göstergesi olan ipek dokumalarına göz kırpmış ve yeni rotayı belirlemişlerdi. M.Ö. 3yy da Çin’in Şangay ( Chang) kentinde gelişmiş olan ipek böcekçiliğini değerlendirmek isteyen Batı Hanedanı Zhang Qian ipek yolu projesine başlar. Şangay’dan başlayıp en batıdaki Başkent Roma’da biten devasa bir ticaret ağı. Çin’den başlayıp sırası ile Hindistan, Afganistan, İran, Anadolu ve Roma’da son bulan bu Ticaret köprüsü, yük hayvanı olarak ilk başlarda eşek ve katır kullanılıyordu. Daha sonra atların devreye girmesi ve Arabistan yarım adasından daha dayanıklı develerin kullanılmaya başlaması, getirilen yükün miktarını da artırmıştır. İlk başlarda sadece karayolu ile yapılan ticaret daha sonraları alternatif olarak denizyolu ile de yapılmaya başlamıştır.

İpek Kozası

Anadolu’da ipek yolları…

İran ve Irak üzerinden Anadolu’ya gelen kervanlar genellikle iki güzergâh seçiyorlardı. İran üzerinden gelen kervanlar Van ya da Kars sınırından Anadolu’ya giriş yaparlardı. Daha sonraları Erzurum yolların ayrıldığı merkez olarak kullanılırdı. Batıya devam etmek isteyen kervanlar sırası ile Erzurum, Erzincan, Sivas ve Kayseri’ye gelerek burada tekrar hangi yöne devam edeceklerine karar verirlerdi. Buradan Lidya Kral yolundan devam edecekler Efes limanına varıp oradan gemi ile karşıya geçiyordu. Fakat güneye gitmek isteyenler Adana üzerinden Tarsus limanına gelerek buradan gemi yolu ile Kıbrıs ve Rodos adasına varıyorlardı. Tabi bu rota en tehlikeli olanıydı. Akdeniz’de korsanların sıkça boy göstermesi, sürekli kervan gemilerinin talan edilmesine neden oluyordu. Anadolu’da kervanların toplandığı limanlar genellikle Efes ve Milet limanlarıydı.

Irak üzerinden gelen kervanlar…

Bir diğer ipek yolu güzergâhı ise Irak üzerinden Anadolu’ya giriş yapıyordu. Nusaybin üzerinden Anadolu’ya gelen kervanlar, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep ve İskenderun limanında gemilere yüklenirdi. Bu güzergâh en karlı olan güzergâhtı, nedeni ise İskenderun limanın çok fazla farklı ürüne sahip olmasıydı.

İpek yolu, sadece ticari malların taşındığı bir yol değildi, aynı zamanda bilgi ve inançların da yoluydu. Bu yol sayesinde Budizm Uzakdoğu’nun her köşesine yayılmıştı. Batıdaki bilgeler doğuyu keşfetmek için kervanlarla birlikte bu yolları kullanmışlar. İpek yolu sayesinde, yolun geçtiği yerlerin sanatında, mimarisinde ve kültüründe çeşitlenmeler meydana gelmiştir. Örneğin Uzakdoğu’da yolun geçtiği güzergâhlarda Budizm mimarisi ağır basmış, birçok merkezde tapınaklar inşa edilmiş. Aynı şekilde M.S. 638 yıllarında Avrupalı misyonerler ipek yolunu kullanarak Çin ve etrafındaki bölgelerde misyonerlik faaliyetleri göstermiş ve bunda kısmen kök salmışlar.

Lapis Taşı

Hangi eşyalar taşınıyordu?

İpek yolunu kullanan kervanlar genellikle, ipek böceği, desenli kumaşlar, Çin porselenleri, cam eşyalar, kokulu parfümler, tıbbı yağlar, kaplumbağa kabukları, lazuri lapis, müslin ve serik tüller gibi son derece önemli mallar taşınıyordu.

Anadolu’da ipek böcekçiliğin ortaya çıkışı…

Bizans kraliyet sarayında ihtişamın sembolü olan ipek, İran üzerinden gelmekteydi. M.S.6.yy da ortaya çıkan Part tehlikesi kervanların mal getirmelerinde sıkıntı yaratıyordu. Başkent İstanbul’da büyük bir pazara sahip olan ipek ürünlerinin tedariğinde çok büyük sıkıntılar yaşanıyordu. Kral ve kraliçe üzerinde oluşan baskılar sonucunda, imparator Justinianus tarafından iki rahip misyoner olarak orta Asya içlerine yollanıyor. İran üzerinde Çin’in Pekin şehrine giden rahipler, ipek böcekleri nasıl yetiştirilir, kumaşı nasıl dokunur? Hepsini öğrenirler. O dönem ipek tohumlarının sınırların dışına çıkarılması yasak olduğundan, bu iki rahip kamış bastonlarının içine saklayarak İstanbul’a getirirler. Bursa merkezli olarak ipek böcekleri yetiştirilir. Bizans bünyesinde yetiştirilen böcekler zamanla Akdeniz havzasına yayılır. Yunanistan, İspanya ve İtalya gibi ülkelerde de ipek böcekleri yetiştirilerek Avrupa’nın ipek ihtiyacı karşılanır. Anadolu’da ipek yolu ile gelen kervanların mallarını sattığı bazı Pazar yerleri daha sonra Anadolu da bölgenin ismini almıştır. Rize Pazar, Ordu Perşembe, Samsun Çarşamba, Niğde Bor gibi birçok ilçe pazarların kurulduğu gün ismini almışlar.

Yorumlar