HALFETİ; SİYAH GÜL’ÜN ASALETİ

Genel

Birecik barajı, Gaziantep ile Şanlıurfa sınırları üzerinde olmasına karşın, idari olarak Şanlıurfa’ya bağlıdır. Baraj, elektrik üretimi ve sulama amacıyla 1985-2000 yılları arasında inşa edilmiştir. Önemli bir antik kent olan Zeugma Antik Kentinin de bir kısmı bu baraj gölü altında kalmıştır. Ekim 2000 yılında baraj en üst su seviyesine geçerken kazıları-kurtarma çalışmaları yapıldı. Fakat dünyanın en eski yerleşim yerlerinden bir tanesi olan Halfeti de bundan nasibini alarak sulara gömülmekten kurtulamadı.

Beton ağırlık ve kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 9.400.000 metre küp, akarsu yatağından yüksekliği 63,00 metre; normal su kotunda göl hacmi 1220,20 hm küp, normal su kotunda gölalanı 56,25 kilometre karedir. Baraj 92,700 hektarlık alana sulama hizmeti verirken 672 MW güç ile de yıllık 2.518 GWh’lik elektrik enerjisi üretmektedir.

Özel sektör tarafından YİD ( Yap-İşlet-Devret) modeli ile yapılıp işletilmekte olan en büyük ve elektrik üretim tesisi olup, 2015 yılında kamu kuruluşu EÜ AŞ’ye (Elektrik Üretim A.Ş.) devredilmiştir. Ayrıca bu elektrik üretim santrali Türkiye’nin ortalama %1,2’lik elektrik ihtiyacını karşılamaktadır.

Suya gömülen cami

Peki, insanlara, siyah güllere ne oldu?

Dünyada sadece bir yerde açan sadece Halfeti’ye has güle ne oldu? Siyah gül, sadece burada siyah açıyor, sadece Halfeti toprağında siyah. Başka bir memlekette, başka bir ilkimde, başka bir toprakta rengi değişiyor ve siyah açma özelliğini kaybediyor. Siyah gülün bir diğer özelliği ise ilkbahar ve sonbaharda açmasıdır. Halfeti’nin bir diğer ünlü çiçeği ise Mezopotamya Sümbülü’ dür. Dünyada sadece Halfeti de yetiştiği bildirilen ve 120 yıl önce keşfedilen çiçeğin, Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerince yapılan araştırmayla yeniden ulaşılmış. Dört yıl boyunca sürdürülen araştırma sonucunda, literatürde ‘’ Scilla Mezopotemica Speta’’ olarak adlandırılan çiçeğe, Halfeti ilçe sınırlarında rastlanılmış.

Yapılan araştırmada, bitkinin, Alman Eczacı ve bitki toplayıcısı Paul Sintenis tarafından ilk kez 1888 yılında Halfeti’den toplanarak Almanya’ya götürülmüştür. Fakat Speta Adındaki bir araştırmacı 1977 yılında kenti adını vererek bitki dünyasına kaydını yapmıştır. Bu bitki ne yazık kı korunmayarak 2000 yıllarında Birecik barajının altında kalmıştır.

Helfeti’de tekne turları

Suya gömülen Tarih

Sular altında kalan sadece bunlar değildi elbette. Fırat’ın sularına siyah güllerle beraber tarih, kültür, doğa, yöre insanlarının umutları ve yaşamları da gömüldü.

Diğer bir yandan Halfeti, insanı, özellikle görenleri kendisine hayran bırakan doğası ile bilinir. Muzdan Greyfurta, hurmadan fıstığa bin bir çeşit meyvenin yetiştiği bu doğa harikasında, kendinizi bambaşka bir âlemdeymiş gibi hissedersiniz. Halfeti’nin sokaklarına girdiğinizde, portakal ağaçları ve rengârenk çiçeklerin arasında, kültürel dokuyu çok güzel yansıtan taş evleri ile unutulmaz bir zaman diliminde bulursunuz kendinizi.

Tabi ki Halfeti’ye sadece doğal güzellikleri değildi hayat veren, binlerce yıllık tarihi geçmişi ile var olmuştu. Halfeti, 3000 yıllık tarihi geçmişi ile Hurriler ’den Medler’e, Medler’den Asurlulara, Asurlulardan Perslere, bunlardan da Roma, Sasani, Emevi, Abbasi, Memlük ve Osmanlılara kadar birçok uygarlığın hüküm sürdüğü bir mozaikti.

Rumkale

Suların sildiği hafıza

Halfeti’nin milattan önceki tarihine ilişkin bilgilerimiz sınırlıdır. Çünkü gerekli kazılar yapılmadan ve geçmişine ayna tutulmadan suların altına terk edilmişidir. Aynı kaderi son yıllarda çok tartışılan Hasankeyf ile gündeme gelmişti.

Sadece bir Amerikalı Ekip tarafından yapılan araştırmada Eski Tunç Çağına ait izler bulunmuş ve akabinde MÖ 2000’de Hurri_Mitannilerin, MÖ 1000’de ise Aramilerin, Akamenidlerin ve Seleukosların egemenliği altına girmiştir. MÖ 855 yılında Asur kralı III. Salmanassar tarafından ele geçirildiğinde ‘’Şitamrat’’ adını taşıyordu. Yunanlar bunu değiştirerek adına ‘’Urima’’ dediler. Romalılar bu topraklara sahip olunca ‘’Ekamia’’ adını verdiler. Uzun yıllar Roma idaresinde kaldıktan sonra, Doğu-Batı Roma olarak ikiye ayrılan imparatorluk, Daha sonra Bizans olarak adlandırılan Doğu Roma egemenliğinde kalmıştır. Bir ara Sasanilerin idaresine geçse de tekrar Doğu Roma idaresine geçerek ‘’Romaion Koyla’’ dını almıştır. 1290 yıllarına geldiğimizde akın akın Anadolu’ya gelen İslam ordularından Memlukler tarafından ‘’Müslüman Kalesi’’ anlamında ‘’Kal ’at-ül Müslimin’’ adını almıştır. 1517 yılında Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katmıştır. Birçok kaynakta Rum Kale olarak adlandırılmıştır. Bunun sebebi ise yolların kesiştiği bir noktada bulunması ve korunaklı bir kaleye sahip olmasıdır. Baraj suları yükseldikçe kalenin birçok bölümü de sulardan nasibini alarak sulara gömülmüştür.

Rumkale Surları

rumkale

Birecik Ovası’nın kuzeyinde, Fırat Nehri’nin kıyı kesiminin doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir. Birecik’i kuzeyden ve kuzeydoğudan sınırlar. 20.yüzyıl başlarında Hısn-ı Mansur, doğudan Urfa ve Suruç ilçeleri, güneyden Birecik, batıdan Pazarcık ve Ayıntab (Antep) kazaları ile çevrili olduğu belirtilir. Kazanın merkezi Halfeti ilçesidir. Kazanın batısı taşlık, doğusu ise düz alan ve mamurdur. Ormanlıklarla kaplı Karadağ ve Marzeman Dağı yer alır. Bu ormanlardan elde edilen kereste ve odun kömürü Ayıntab (Antep), Birecik ve Urfa’ya ihraç edilirdi. Kazanın ortasından ve kuzeyden güneye doğru, Marzeman ve Karasu’nun karıştığı Fırat Nehri akar. Özellikle bahar aylarında nehir kenarında darı, kavun ve karpuz yetiştirilir.

Yerleşimi nedeni ile Rumkale, Asur Kralı III. Salmanassar tarafından 855’te alınan Şitamrat Kenti olarak kabul edilir. Buna karşılık Nöldeke yerleşimi Fırat Nehri kıyısında bugünkü Belkıs Köyü’nün yukarısındaki Urum (Hörüm) olarak kabul edilmiş, sonraki araştırmacılar Urima ’nın Rumkale olduğu öne sürmüşlerdir.

Rumkale Akropolis

Hristiyanlığın sığındığı kale

Urima piskoposluğundan Ermeni Kogh Vasil, Franklardan almış olduğu Harsn Msur (Hısn-ı Mansur), Sareş (Turuş) ve Uremn ( Urima) havalisini Antakyalı Tancrede’ye geri verdi. Süryani vakayinamecilerine göre, Kogh Vasil ve sonra dul zevcesi adına yönetimin geçen Kürtig’in elinde Kayşum Raban, Behesne ve Kal’a Rhomayta şehirleri bulunmaktaydı. 1292 yılında Memluklu Sultanı Melik El-Eşref tarafından kale ele geçirilmiş ve bir müddet burada yaşamıştır. Daha sonra tekrar Doğu Roma’nın eline geçmesi ile buradaki Hristiyan mezheplerini birleştirilmesi nedeni ile Şair Narses olarak bilinen Grigoris’in yeğeni, İmparator Manuel Kommenos tarafından elçisi Theorianos ve Kayşum baş patriği Mikeal’in elçisi rahip Theodoros Bar Vahbun arasında Rumkale ’de ve Kayşumda toplantılar yapıldı.

Bu toplantıların temel amacı, sürekli ortaya yeni mezheplerin çıkması ve farklı topluluklar arasında Hristiyanlığın parçalanması idi. Bölgede yaşayan, Süryani ve Ermeni halkları Hristiyanlığı benimsemiş ve Rumkale ’nin önemli oranda nüfusunu oluşturuyordu.

Şair Narses Kilisesi

İlk araştırmaların başlaması

1838 yılında rumkale’yi ziyaret etmiş olan alman Mareşal Von Moltke eski roma surlarının kalıntılarını dolaştığı, derin ve sarp vadi içinde akmakta olan Fırat nehrinin gümüş bir şerit gibi ayaklar altında uzandığını, bir zamanlar İskender, kyros (pers kralı),ksenefon (iö.427’de doğmuş yunan filozofu), Julius Sezar’ın ay ışığında bu nehri atların sırtında geçtiğini yazar. Eskiden Fırat nehri üzerinde bir köprü bulunduğunu, Romalıların burada, hemen hiç yolu bulunmayan bir bölgede koloni kurmalarının sebebinin bu olabileceğini belirtir.  Mareşal Von Moltke

Çeşit zamanlarda yapılan sınırlı çalışmalarla kurtarılan eserler Şanlıurfa ve Gaziantep’teki müzelerde sergileniyor. Onun dışında çok fazla bir kapsamlı araştırma yapılmadan barajın serin sularına gömüldü. Belki de yüzyıllar sonra su altı kazılar sonucu geriye kalan kalıntıların gelecek nesillere aktarılacağıdır.

Siyah Gül

Yavaş yavaş Halfeti’yi terk eden siyah gül hüznü

Baraj yapımına başlandıktan sonra yörede yaşayan halkın hayatı da kâbusa döndü. İnsanlar, evlerinden, köylerinde ve bağ-bahçelerinden oldular. Siyah gülün hüznü yıllarca üstlerine çöktü. Bu güzel insanların hayatları karardı gül ile birlikte. İnsanların geçim kaynağı olan toprakları siyah güllerle birlikte barajın sularına gömüldü. Yerini yurdunu bırakıp başka illere, diyarlara göçtüler. Bir zamanlar tarım ile geçimini sağlayan bu halk, artık suya, balıkçılığa ve tekne ile turizm yapmaya alışmaya çalışıyor. Yeni ticaret dalları ile yeni bir yaşama başladılar, üstlerine çöken Siyah Gül’ün hüznünü atmaya çalışıyorlar. İnsanları cana yakın ve çok misafirperverler, ilçelerini ziyarete gelen her konuğa ayrı bir ilgi ve alaka gösteriyorlar.

‘’artık suya o kadar alıştım, aşina oldum ki, bazı geceler kafama takılıyor, uyuyamıyorum. Kalkıyorum gecenin bir vakti, çalıştırıyorum motoru, demliyorum çayı, tekneyle delicesine turlar atıyorum tek başıma.’’

Halfeti de tekne turu yapan bir kaptanın dilinden dökülenler.

Halfeti de turizmi geliştirmek adına kaymakamlık, belediye ve sivil toplum kuruluşları koordineli olarak çalışmaktadır. İlk etapta yakılardaki köylerde bulunan tarihi evleri pansiyon şeklinde gelecek olan ziyaretçilerin konaklamasında kullanarak yöre halkının kalkınmasını sağlamaktı. Daha sonraları yörede yetişen organik tarım faaliyetlerin turizme kazandırılması vb. birçok proje ile karşımıza çıkmaktadırlar. Son olarak Halfeti’nin bir ‘’Cittaslow’’ yani Sakin Şehir üyesi olduğunu belirtmek isteriz. Bizlerde Halfeti ve ziyaretçilerinin daha güzel bir Halfeti’ye tanıklık yapmaları dileğiyle buradan ayrılıyoruz.

Siyah Gül Ürünleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar