AYASOFYA; İNANCIN RESMİ

Günümüzden 1500 yıl önce dünyanın en büyük mabedi yapılacağını söyleseler, güler geçersiniz. Çünkü günümüz teknolojisi ile kıyaslandığında yanına yaklaşamayacaklarını yada bunun sebebi o günün şartlarında bunun imkânsız olduğunu düşünürsünüz. Evet, belki haklısınız ama gözden kaçırdığınız bir ayrıntı var! İnanç! Fiziksel bir varlığı olmayan fakat insanlarda tam kararlılık ve dirayet sağlayan dayanma gücü. Ayasofya kilisesi isim anlamı olarak ‘’kutsal bilgelik’’ anlamına gelen ‘’Hagia Sophie’ ’kelimelerinden türemiştir. İnanç ve dirayetin sembolü olarak. Bu tanım Ortodoks mezhebinde  sıfatlarından bir tanesidir. Şuan ki  Ayasofya yapısı inşa edilen 3. yapıdır, ondan önce inşa edilen mabetler isyan ve yangınlarda yok olmuşlardır. Biz bu yazımızda şu an mevcut olan Ayasofya müzesini sizler için kaleme alacağız. Ayasofya kilisesinin yapılmasının nedenlerini kısaca sizlere yazalım. M.S. 527 yılında 1.Justinus vefat ettikten sonra yeğeni olan 1.Justinianus tahta geçer; iyi bir siyaset adamı olan ve gelecekte hem Roma imparatorluğuna , hem de günümüz medeni kanununa katkılar yapmış bir kişiliktir. İmparatorluğunun ilk başlarında hem savaşlarda hem de toplumu düzenleyici kanunlar ile halkın gönlüne giren imparator, daha sonraları meydana gelen salgın hastalılarla uğraşmak zorunda kalır. 540’lı yıllarda ortaya çıkan veba yüzünden Konstantinopolis’te 300 bin kişi hayatını kaybeder, ‘’Justinianus Salgını’ ’olarak kayda geçen hastalığın sonucu olarak 750 bin olan şehir nüfusu 450 bine düşer. Bunun gibi birçok sorunla baş etmek zorunda kalan imparatorun mücadele ettiği problemlerden  bir tanesi , diğerleri bu kadar canını sıkmamıştır. Evet, bu tarihteki en büyük insan kıyımlarından bir tanesi olan ‘’Nika İsyanı’ ’dır. Maviler ve Yeşiller olarak ikiye ayrılan gruplar arasında sürekli bir çekişme yaşanıyordu. Günümüzdeki futbol taraftarı gibi her alanda birbirileri ile didişip duran bu iki grup için, kazanılan savaşlara rağmen ekonominin kötüye gitmesi  bu kötü gidişatı kendilerine verilmesi gereken ödüllerden kısılması ve ayrıca vergi yükünün aynı şekilde esnafa yüklenmesi bardağı taşıran son damlalar olmuştur. Günün birinde fazla vergi ödemek istemeyen 2 kişi vali tarafından tutuklatılır, bu kişiler mavi ve yeşil gruplarına mensup kişilerdir.

Sultan Ahmet Meydanı

Günümüz Sultan Ahmet Meydanı (At meydanı) olarak geçen yerde önceleri büyük bir hipodrom vardır. Burada yapılan farklı etkinliklerle halkın eğlenmesi sağlanır, etkinliklerin olduğu gün burada toplanan halk imparator Justinianus’tan bu 2 kişiyi af etmesi için tezahürat yapar. İmparator valinin otoritesini sarsmamak için grupların isteğini yerine getirmez. Aslında gelecekte olacakları da kestirememiştir. Sokaklara dağılan gruplar Nika! Nika’(zafer) diyerek her yeri ateşe verirler. Bu isyandan Ayasofya kilisesi de nasibini alır, kiliseyi ateşe veren grup imparatorun sarayına doğru yürüyüşe geçerler. İlk başta kaçmayı düşünen imparator, eşi imparotiçe Teodora’nın dirayetli duruşu sayesinde vazgeçer. İmparator General Belisarius ve General Mundus’a yetki verir isyanı bastırmaları için; isyancıları hipodroma çekerek burada isyancı avına çıkarlar. Eğitimli ve zırhlı askerleri hipodroma alan generaller, burada 30 bin isyancıyı katlederler. Roma kanunları gereği isyan eden kişilerin cenazesi kaldırılmaz. Bu sebeple oldukları yere gömerler. İsyanı bastıran imparator halkın gözüne girmek ve yeni bir şeyler yapmak için kolları sıvazlar.

Ayasofya yapı planı

Evet, dünyanın en büyük mabedi olacak olan Ayasofya kilisesidir bu. Hiç görmediği halde hep hayal ettiği ve bir gün onu geçme arzusuna kapıldığı Süleyman Mabedinden daha büyük bir mabet yapmak ister. Nika isyanın üzerinden 38 gün geçmiştir ve justinianus kafasındaki mabedi inşa etmek için imparatorluk sınırları içinde iki önemli matematikçi ve fizikçi olan Tralleis’i (Aydın) Anthemios ile Miletoslu İsidoros’u huzuruna çağırarak kafasındaki Ayasofya’yı anlatır. Mimarlık ya da mühendislik adına hiçbir becerileri olmayan bu iki şahsın yapıyı nasıl inşa edecekleri soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. M.S. 532 yılında 3. Ayasofya’nın inşasına başlanır, mimarlık ya da mühendislik kuralına çok da uyulmadan inşaat devam eder. Bir plan ya da proje dâhilinde değil tamamıyla Justinianus ’un hayallerine uyularak yapılır. Bazikal bir planda inşa edilen yapı, ana kubbe altında iki katlı bir tarzda inşa edilmiştir. Kubbenin genişliği 32, yerden yüksekliği ise 56 m ve binanın hafif olması için tuğla ve harç kullanılmıştır.

Kubbe ve altındaki melek freskleri

Kubbenin geniş ve ağır olmasından dolayı binanın bunu taşıması zorlaşmıştır. Bu yüzden kubbeyi desteklemesi için ekstra tonozlarla desteklenen kubbe açılmaya devam etmiştir. İç kısımda kullanılan mermer sütunlar birçok tapınaktan sökülerek buraya getirilmiştir. Üst galeriye çıkmak için kule içinden geçen merdivenler ve onları destekleyen geniş tonozlardan meydana gelen destekleyici bölümler. Bunlara rağmen statik olarak zayıf bir yapıdır, Ayasofya inşa edilirken İmparator Justinianus ’un Süleyman Mabedi hayalinden yararlanılmıştır. Yapıyı statik olarak çok zorlamışlar, fizik ve matematik kurallarına uyulması gerekirken, Justinianus ‘un istediği devasa yapıyı temel almışlar. Ayasofya daha önce hiçbir yapıya bakılarak model alınmış bir eser değildir ve bunun getirmiş olduğu bir takım sıkıntılar, devasa bir yapı olmasına engel olamamıştır. Her şeye rağmen bu dev kara yelkenlisi bitirilir ve 26 Aralık 537 yılında Ayasofya’da ilk ayin yapılır. Halkın gözüne tekrar giren imparator, diğer yandan elindeki kaynağın çoğunu bu yapıya harcamıştır. Toplamda 1000 kalfa ve usta, 10000 işçinin çalıştığı yapı beş yıl gibi bir sürede tamamlanmış. Bu koca yapıya 107 sütun eklenmiş, 40 adet alt katta 67 adet ise üst katta kullanılmış. Bina 70 metre genişliğinde 100 metre uzunluğunda olup yüksekliği ise 56 metredir. Tarihteki ilk kare plan ortasına kubbe yerleştirilmiş ve 2 adet yarım kubbe ile ana kubbe desteklenmiştir. Naos ise 4 çeyrek kubbe ile desteklenmiştir.

Kubbe iç kısım

Yapı tamamlandıktan 20 yıl sonra imparatoru kahreden bir olay gerçekleşir, Ayasofya’nın kubbesi çöker, mimar İsidoros’u öldüğü için onun görevini genç yeğeni İsidoros üstlenir. Bu sefer kubbenin daha hafif olması için Bizans tuğlası yerine 12 kat daha hafif olan Rodos tuğlası kullanılıyor. İç kısmında İncilden sahnelerin yanı sıra Hristiyanlık inancında sembol olan birçok figür resmedilir. Dışarıdan bakıldığında amiral gemi gibi görünen yapı içine girildiğinde de adeta bir sanat gösteri gibidir. Justinianus ‘un hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu o zaman fark ediyorsunuz. Naos’u çevreleyen geniş ve uzun koridorlar, önemli noktalara resmedilmiş freskler, renkli mermerlerle kaplanmış duvarlar ve girişi sağlayan ağır ve sağlam kapılar. İmparator kapısı üzerinde resmedilen ‘’Pantokrator İsa’’ freski, yine ana kubbenin dört birleşim kısmına dört meleğin resmedilmesi gibi birçok fresk bulunmakta, sadece Hristiyanlık değil o dönem yeni terk etmiş oldukları pagan inancına mensup birçok sembol ve sectile ( mozaik olarak resmedilmiş küçük çerçeveler) bulunmaktadır.

Güney-Kuzey giriş kapısı üstünde tahta oturmuş İsa’ya Ayasofya ve İstanbul surları sunan imparator Justinianus ve 1.Kostantine

Ayasofya bu ihtişamı ile Hristiyanlık âleminin merkezi olur, Konstantinopolis ününe ün katar durur, tabi ki bu her zaman iyi anlama gelmez böyle gözde bir şehri herkes ele geçirmek ister. Bu ünü 1200‘lü yıllarda Latin istilası, 1453 yılında ise Osmanlı kuşatması ile cezalandırılır. Osmanlı İmparatorluğunun genişlemesi, Konstantinopolis’i imparatorluğun iç sınırlarında bırakır, artık İstanbul’u almak şart olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis’i fethederek ilk Cuma namazını Ayasofya’da kılmak ister; 1453 yılında İstanbul ele geçirildiğinde ilk Cuma namazı Ayasofya’da kılınarak burası İstanbul’un ilk Fethiye Cami ünvanını almıştır. Daha sonra farklı dönemlerde Osmanlı sultanları tarafından eklenen minareler, kütüphane, müezzin mahfili, minber, mihrap ve iç dekorasyonunda İslami usullere uyularak resmedilmesi ile günümüze kadar bu görüntüsü ile gelmiştir. 537-1453 yılları arasında kilise, 1453-1935 yılları arasında cami ve 1935’ten günümüze kadar müze olarak kullanılmaktadır. Tarihi boyunca birçok yenileme geçiren yapı, 1000’li yıllarda Ermeni mimar Tridat aynı zamanda Ani Katedralinin mimari, Osmanlı döneminde Mimar Sinan ve Osmanlının son dönemlerinde İtalyan Fossati kardeşler tarafından kapsamlı yenileme çalışmaları yapılmıştır. Günümüzde dünyadaki en önemli yapılardan bir tanesi olan Ayasofya, her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor.

2.Ioannes Komnenos ve eşi Eirene, Hz. Meryem ve çocuk İsa’ya bağlılıklarını gösteriyorlar
9.Kostantantinos ve eşi Zoe Hz. İsa’ya bağlılıklarını gösteriyorlar
Fatih döneminde eklenen mihrap ve kürsü

3 thoughts on “AYASOFYA; İNANCIN RESMİ

  1. I am very impressed with the historic building and would love to visit it again

  2. Böyle güzel öğretici ve bilgilendirici bir yazı için teşekkürler, istifade ettik..Ayasofya’yı sizin bu yazınızı okuduktan sonra bide bu bilgilerle görüp, gezmek isterim..Belki sizin rehberliğinizdeki bir İstanbul turunda..

Yorumlar