ÂŞIK VEYSEL

Halk sanatımızın çağlar boyu söze gelen halk ozanlarıdır, değirmende un öğüten değirmenci çırağı, dağda koyun güden bir çoban bir akşam düş görür. Düşünde ak saçlı bir dede ona bir dolu bardak sunar, içinde şerbet yada mey vardır. Değirmenci çırağı düşünde bir güzel görür, bu güzel Çin’dedir ya da daha uzaktadır, ona seslenir. Uyanan değirmenci çırağı turnaların peşine takılır gider. Önce bir usta bulur kendisine, bu ustadan saz çalmayı ve söylemeyi öğrenir. İçindeki duygularını, düşüncelerini, kıvançlarını ve aşklarını ustasının öğrettiği düzende, ustasının sazı ile sözü ile ve de ustasının dili anlatır. Bir gün kendisi de ustalaşır, aşkını kendisi dile getirir. O değirmenci çırağı olur Âşık Veysel, gerçek ismi Veysel Şatıroğlu’dur. Günümüz halk ozanlarının en duygu yüklü olanıdır. Her ozanın kendisine ait bir öyküsü olduğu gibi Âşık Veysel’in de öyküsü acılarla doludur. Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde gelmiştir. Annesi Gülizar, babası Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel dünyaya gelmeden önce iki ablası çiçek hastalığından hayatını kaybetmiştir. Afşar boyunun Şatırlı obasına mensup olan Veysel, Anadolu’da birçok ozan yetiştirmiş olan Afşar boyunun en önemli ozanlarındandır. 1894 yılında dünyaya gelen ozan, 7 yaşına geldiğinde iki ablasının canına kıyan hastalık olan çiçek hastalığına yakalanır ve görme yetisini kaybeder. Çiftçi olan babası Veysel’in oyalanması için ona bir saz alır. Görme yetisini kaybeden ozan, kulak yetisinin gelişmesi ile eline aldığı saz ile birçok ozanın ezgileri ile bağlama çalmayı öğrenir. Sazına sımsıkı sarılan Veysel kısa sürede köyde tanılır hale gelir, gençlik yıllarında yazdığı ezgileri Sivas’ın dışına taşır. 1930’lu yıllarda dönemin maarif ( milli eğitim) müdürü Ahmet Kutsi Tecer ile tanışır. Milli eğitim müdürünün desteği ile birçok şehir dolaşarak sanatını icra eder. Bir dönemde köy enstitülerinde müzik dersleri verir. Ülkenin birçok köşesini gezerek insanlara çalar söyler. 79 yıllık yaşamında tarif edilemez acılar yaşamasına rağmen hayata tutunmayı hiçbir zaman bırakmaz. Aslında acılar ona ezgi olur çıkar. Ömründen geçen her saniyenin değerini bilir ozan, eline aldığı sazını diyar diyar gezmiş, uzun ince yollarda kelimelere anlamlar kazandırmış. Ozan hayatını sorduklarında; ‘’küçüktüm bir çiçektim, büyüdüm yaprak döktüm, bu dökülmeden çağla oldum, yani yılların bana vermiş olduğu tecrübe ile meyve verdim.’’.  Şiir ve türkülerde tasavvufu yönü ağır basan ozan yılların ona dayattığı hayatı, sazla, sözle anlatmış ve şükür yoluna gitmiştir. Çağlaya dönüşen meyve olgunlaştıkça lezzetli olur, yaşanmışlıklar da şiire dönüştüğü zaman lezzetli olur. Yine ozan tasavvufi yönünü açıklarken, ’hamdım söze geldim, olgunlaştım kağıda döküldüm.’’ Olgunlaşma sürecini ozan üslubu ile açıklayan Veysel, karanlık olan dünyasında renkleri birer parlak ışık olarak görmüş, tasavvufi anlatımın yanı sıra tabiat güzelliklerini de işlemiştir. Bir gün Aşık Veysel’e göz ameliyatı için teklifte bulunduklarında ozanın cevabı şöyle olmuştur,’’ bir dünyam var, benim yarattığım dünya çok daha güzel.’’. bu konuda yazdığı şiirle en iyi şekilde Âşık Veysel’in dünyasını tanımlamıştır.

Bir küçük dünyam var içimde benim
Mihnetim ziynetim bana kâfidir
Görenler dar görür geniştir bana
Sohbetim ülfetim bana kâfidir

İstemem dünyanın saltanatını
Süslü giyimini Arap atını
Bilirsem Türklüğün var kıymetini
Vatanım milletim bana kâfidir

İsterdim hayatta düşmanla savaş
Milletime kurban olaydı bu baş
Nasip değil imiş şehitlik kardaş
İmanım niyetim bana kâfidir

Dünya geniş olsun ister dar olsun
Yeter ki kalbimde iman var olsun
Her zaman milletim bahtiyar olsun
Rütbemle mesnedim bana kâfidir

İçimde beslerim bir büyük ordu
Çiğnesin düşmanı yükseltsin yurdu
Azmi zihniyeti Veysel’in derdi
İşte bu niyetim bana kâfidir.

Hatta verdiği bir demeçte, öldükten sonra mezarına herhangi bir taş ve betondan bir şey konulmasını istemediğini söylemiş ve şöyle devam etmiştir,’’ eğer gözlerim olsaydı, toprağı göremeyecektim. Toprağın özelliklerini bilmeyecektim, olay şudur ki ben öldükten sonra üzerimde çiçekler açsın, böcekler uçsun. İstemem beni beton kaplasın. Yüreğim gibi toprağımda milletime hizmet etsin, üstünde biten otu koyun yesin, kuzu yesin süt olsun. Arı konsun bal olsun.’’ Diyerek tüm ömrü boyunca vatanına hizmet etmenin gururunu yaşamıştır. Yaşarken yaptığı gibi, öldükten sonra da milletine yararlı olmak için böylesine naif bir düşünceye sahipti. Görmeyen gözleri ile kendisine barışçıl ve kutsal bir dünya kuran ozan, yazdığı eserlerle Anadolu insanının kalbine dokunmayı başarmıştır. Ezgileri, yıldan yıla daha çok kişiye ulaşarak ölümsüzler kervanına katılmıştır. Eserleri Selda Bağcan, Gülden Karaböcek ve birçok sanatçı tarafından yeniden derlenerek seslendirilmiştir. Anadolu ezgileri içinde toprağı ve doğayı en iyi şekilde tanımlayan ozanlarımızdan olmuştur. Vefatından sonra tüm şiirleri bir araya getirilerek ‘’bütün şiirleri’’ adı altında 1984 yılında tekrar yayınlanmıştır. Sizlere son olarak Âşık Veysel’in başyapıtı olan ‘’uzun ince bir yoldayım’’  eseri ile veda etmek isteriz.

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Uykuda dahi yürüyom
Kalmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece

Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşem gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece

Düşünülürse derince
Irak görünür görünce
Yol bir dakka mıkdarınca
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gâh ağlaya gâhi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

uzun ince bir yoldayım:

Yorumlar