ANADOLU’DA KÖPRÜ VE NEHİR BAĞLANTILARI

Boğaziçi köprüsü

Anadolu ya da Küçük Asya, bu toprak parçasında özgürce akan binlerce nehir ve dere vardır. Bunların bazıları kutsal sayılmış, bazıları ise arka planda kalmış ve akmaya devam etmişlerdir. İnsanoğlu için olmazsa olmaz olan su kaynaklarını oluşturan bu akarsular; tarih boyunca toprak parçalarını, sevgilileri, aileleri ve devletleri birbirinden ayırmıştır. Yeri geldiğinde gürlemiş, yeri geldiğinde dinlenmek için çekilmiştir. Bu akan güç karşısında insanoğlu sürekli düşünmek zorunda kalmıştır. Ne yapabilirim? Nasıl bu canavarı alt ederim? Gibi birçok soru sormuştur kendisine. Kesin tarihi bilinmese de, insanoğlu düşünmüş, taşınmış ve cevabı suya dokunmadan üstünden geçmekte bulmuştur. Bu düşüncesini harekete geçiren âdemoğlu; köprü diye bir terim türetmiş ve uygulamaya sokmuştur. İlk yapılan köprüler geçici olarak işe yaramış ama belli dönemlerde bu azgın sulara dayanamayıp tekrar yenilgiye uğramış. Yıllarca tekrar, tekrar gerçekleşen bu görüntüler karşısında daha tecrübe kazanan insanoğlu, yapmış olduğu hesaplar sonucu daha sağlam köprüler inşa etmişler. Böylelikle sadece ayrılanları kavuşturmamış bu mimari unsur, aynı zamanda yıllarca bir mücadele içinde olan insanoğlu ve doğal faktörler arasındaki galibi de belirlemiş oldu. Evet, köprüler insan yaşamının olmazsa olmazıdır, hayatı kolaylaştıran önemli mimari yapıların yanı sıra kent estetiği ve hayal gücünün bir simgesidirler. Antik dönemden günümüze kadar gelmiş bu hayal gücünün gerçeğe dönüşmüş eserleri üzerinde biraz kafa yoralım.

Diyarbakır Ongözlü Köprü

Anadolu’nun farklı bölgelerinde birbirinden güzel ve içinde kendi hikâyesini barındıran bu tarihi köprülerin ilk örneklerini doğu da Urartu medeniyetinde, batıda ise Lidyalılardan görüyoruz. Doğudaki coğrafi şartların sert olması Urartu döneminde yapılmış olan köprülerin suya yenilmesiyle günümüze kadar gelememiştir. Batı da Lidyalılar tarafından yapılan köprülerden sadece bir tanesi sağlam olarak gelebilmiştir. Uşak Karahallı içesinde Banaz çayı üzerinde bulunan bu köprü; 24 metre uzunluğunda,17 metre yüksekliğinde ve 2 metre genişliğindedir dönem küçük çaylar üzerinde köprü yapmak daha kolay hale gelmiştir.

Tarihi ipek yolu Ani Harabeleri

Fakat Lidyalıların varlığına son veren Persler Yunanistan’a doğru ilerlerken daha büyük problemlerle karşılaşmış ve bunu çözmek için çok fazla zaman harcamışlar. Günümüz İstanbul boğazı ve Çanakkale boğazını geçmek için köprüye ihtiyaç duyan Persler birbirine bağlanmış gemiler üzerinden köprü yaparak çözüm üretmişlerdir.5yy. Da Pers kralı Darius İstanbul boğazından geçmek için emir vermiş ve mimar Androkles tarihin ilk yüzer köprüsünü inşa etmiş. Böylelikle Pers orduları İstanbul boğazından geçerek Yunanistan’a hareket etmişlerdir. Anadolu üzerinde inşa edilmiş ve günümüze kadar sağlam gelmiş çoğu köprü Romalılara aittir. Tarihin en gösterişli sözü olan’ ’her yol Roma’ya çıkar. ’sözü boşuna söylenmemiş olacak ki, imparatorluk yol ve köprü yapımına çok önem vermiş böylelikle fethetmek isteği yerlere kolayca ulaşabilmiştir. Adana’da bulunan Misis köprüsü bunun en iyi örneklerinden olup aynı zamanda Roma İmparatorluğundan günümüze kadar gelmiş en sağlam Anadolu köprüsüdür. Roma imparatoru Julius Constantinus tarafından yaptırılan köprü dokuz gözlü olup eski Adana-Halep yolu üzerinde inşa edilmiştir. Ceyhan nehri üzerinde bir inci gibi parlayan köprü, Lokman Hekim’in elinden uçurduğu ölümsüzlük ilacı reçetesi burada gerçekleştiği söylenir… Bir diğer Adana’nın simge köprü olan Taşköprü kent merkezini iki ayıran Seyhan nehri üzerinde inşa edilmiş. Roma imparatoru Hadrianus tarafından mimar Auxentus’a yaptırılan köprü; antik dönemde Seyhan nehrine kadar gelen küçük gemilerin Seyhan nehrine kadar gelip burada yüklerini boşaltıyorlarmış. Seyhan ile Yüreğir’i birbirine bağlayan köprü, 310 metre uzunluğunda olup orijinali 21 gözlü olarak inşa edilmiş fakat daha sonraları Seyhan nehrinin taşması sonucu çoğu gözü toprak altında kalmış, ancak 14 gözü açıkta kalabilmiştir. Fotoğraf tutkunlarının en güzel objelerinden biri olan Taşköprü arkasındaki Sabancı merkez cami ile çekilen fotosudur.

Kemere Köprüsü-Amasra

Romalılar tarafından inşa edilen bir başka köprü ise Adıyaman şehir merkezine 55 km uzaklıkta olan cendere köprüsüdür. MS. 2yy. Roma imparatoru Septimus Severus tarafından Kâhta çayı üzerine inşa edilmiş ve günümüze kadar gelmiş en güzel köprü örneklerindendir. Orijinalinde dört adet sütun olan köprü günümüze kadar üç adet sütunla gelebilmiştir. İmparator Septimus Severus doğuya sefer yaparken askerlerin geçmesi için inşa ettirdiği köprünün her iki tarafına kendisi, karısı ve iki oğlu için sütunlar diktirir. Harran Ovasında hacetlenirken askerleri tarafından öldürülen Septimus Severus’tan boşalan tahta iki oğlu Geta ve Caracalla arasında mücadele başlar. Kardeşi Geta’yı öldürerek tahta geçen Caracalla, o kadar nefret doludur ki kardeşine ait ne varsa yakar yıkar, bundan kardeşi için dikilen sütunda nasibini alır. Adıyaman sınırları içerisinde bulunan ve türkülere, hikâyelere konu olmuş Dicle’nin (Tigris) sevgililerinden olan Malabadi köprüsüdür.

Artuklular döneminde Timurtaş bin İlgazi tarafından 1147-1148 tarihinde yapılmış ve kervanların geçişini sağlamakla kalmamış konaklamaları içinde odalar eklenmiştir.  Yüksekliği 19 metre olan köprü geniş bir kemer ile bağlantı kurulmuş. 1940 yılında Diyarbakır’a gelen Albert Gabriel gördüğü bu muhteşem eser için şöyle demiştir ‘’ modern hesabın olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir hesap hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi bu köprünün altına rahatlıkla girer.’ ’Bu sözden de anlaşılacağı gibi köprünün kemeri Ayasofya kubbesi kadar geniş ve büyüklüktedir. Malabadi köprüsü gibi türkülere konu olmuş ve Dicle’nin en büyük aşkı olan başka bir köprü, Diyarbakır on gözlü köprü kırklar dağının eteklerinde Suzi’nin canına kıydığı yerde halen akmakta olan aşkı Dicle ile bakışmaktadır. Diyarbakır surlarının Mardin kapı dediğimiz kısmın yaptırılan köprü günümüze kadar sağlam bir şekilde gelmiştir. Halen destansı bir aşk olan Suzi ile Adil’in dilekleri gibi 6 Mayıs bahar bayramında insanlar kâğıtlara dileklerini yazar ve Dicle nehrine atarlar. On gözlü köprü altından akarak Basra körfezine kadar giden Dicle (Med dilinde ‘’ok gibi’’ anlamındadır.) nehri, orada erkeği Fırat nehri ile buluşur.

Güneyden ayrılırken doğuya doğru karşımıza Erzurum sınırları içinde Aras nehri ile Kargapazarı nehirlerinin birleştiği yerde 13.yy.da İlhanlılar tarafından yapılmış ve İlhanlı mimari üslubunun en güzel örneklerindendir. 130 metre uzunluğun, yedi gözlü olarak inşa edilen köprünün bir gözü zamanla yol çalışmasında toprak altında kalmıştır. Çobandere adını verilmesinin sebebi yörede bulunan Çoban Abdal Dede’nin yatırının burada olduğu tahmin edilmektedir. Çobandede köprüsünden Kars’a doğru devam ettiğinizde karşınıza Osmanlı döneminde yapılmış ve kar içinde bir Karaoğlan gibi gözümüze ilişir Kars taş köprüsü. Sultan 3. Murat tarafından 1575 yaptırılan köprü, üç gözlü olup her iki tarafında hamamlar yaptırılmış. Revan seferine çıkan Sultan 3.Murat askerlerin geçişini kolaylaştırmak adına bu köprüyü inşa ettirmiştir. Kars çayının diğer bir ismi ise yeniçeri çayıdır. Karsa yakın olan ve Anadolu’nun en yeşil ve engebeli bölgesinden olan Karadeniz’de, bölgeye has köprü mimarilerine şahit olurken aynı zamanda bizleri alıp hayal dünyasına sürüklemektedir. Yerli grupların en gözde destinasyonu olan Karadeniz’de birçok taş köprüsü ile konukları selamlamaktadır. Doğu Karadeniz’in hırçın çocuğu olan Artvin’de çifte köprü, Mençuna köprüsü, Nigavur köprüsü, Rize Çamlıhemşin’de Çinçiva (Şen yuva) köprüsü, Timisvat (köprülü köy) köprüsü, Kale(Hala) köprüsü, Mikron köprüsü, Trabzon’da Kiremitli köprü, Hapşiyaş (kiremitli) köprüsü, Zağanos (Zağanos paşa) köprüsü gibi birçok nehir yakası bu güzel köprülerle birleştirilmiştir. Özellikle Trabzon’u fetheden Fatih Sultan Mehmet (1461) Zağanos Paşaya Trabzon merkezini ( Ortahisar-Atapark) birbirine bağlayan Zağanos köprüsünü inşa ettirmiştir. Genellikle geniş kemerli ve ince uzun olan köprüler, taş kullanılarak yapılmıştır. Çoğu 18. Yüzyılda yapılmış köprülerdir. Sadece Zağanos Paşa Köprüsü 1467 yılında tek gözlü olarak inşa edilmiş. Osmanlıdan önce Kommenoslar tarafından yapılan ahşap köprülerin dayanıksız olmasından dolayı Osmanlılar tarafından çoğu taş malzeme kullanılarak yenilenmiştir. Karedeniz türkülerine ilham olmuş bu köprüler âdeta yaşayan birer hatıra defteri, dillerden dillere şiir olup çıkmışlar. Yeşilin içinde hırçın dereleri fındık ve çay bahçelerine bağlayan birer ip görevi üstlenmişler. Küçük Asya’nın batısında ise köprüler sadece sevenleri kavuşturmamış, aynı zamanda birçok kahramanlıklara şahitlik etmişlerdir. Osmanlının Trakya’daki ilk toprakları olan Edirne’de Tunca, Ergene ve Meriç nehirleri üzerinde yapılmış köprüler mimarinin sınırlarını üst seviyeye çıkarmışlar. Ergene nehri üzerinde inşa edilmiş ve 174 kemerli,1.4 km uzunluğunda Osmanlı ordusunu viyana kapılarına taşıyan Uzunköprü, 2. Murat tarafından 1425 yılında yaptırılan ve 18 yıl sonra tamamlanabilen köprü değişik stillerdeki kemerleri ile göz dolduruyor. Bazı kemerleri sivri iken diğerleri yay biçiminde inşa edilmiştir. Köprü gövdesindeki kesme taşlardan yapılmış rozetler köprüye ayrı bir güzellik katmıştır. Edirne ve civarına yapılan diğer köprüler şöyledir; kanuni döneminde birinci (saray) köprüsü, Fatih döneminde cephaneli köprüsü,2.Beyazıt döneminde Yalnızgöz köprüsü,1. Ahmet döneminde Ekmekçioğlu Ahmet paşa köprüsü Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından inşa edilmiş diğer köprülerdir. Antik çağın görkemli bir başka köprüsü, 14yy.da inşa edilen ve Antalya’nın Serik ile Side ilçeleri arasında bulunan Köprüçay köprüsüdür. Ms.4yy. Eurymedon köprüsü olarak Romalılar tarafından yapıldığı düşünülen köprü, bir deprem ile yıkıldığı bilinen köprünün kitabesinde 2.Gıyasettin Keykubat Keyhüsrev tarafından 1239-1240 yılında inşa edilmiş. Köprü yapımında yakınındaki Aspendos antik kentinden getirilmiş olan taşlar kullanılmış. Bazı efsanelerde geçen bilgilere göre 17 metre genişliğinde olan yedi kemerin altından küçük gemiler geçerek Akdeniz’e ulaşırmış. Konuyu olduğunca özetleyerek sizlere Anadolu’daki nehir ve köprüler hakkında bilgi vermek istedik. Sizin için gittiğimiz her yerde yazmaya devam edeceğiz bizleri takip etmeye devam edin.

Cendere Köprüsü-Kahta
Çobandede Köprüsü-Erzurum
Nissibi Köprüsü-Kahta
Malabadi Köprüsü

4 thoughts on “ANADOLU’DA KÖPRÜ VE NEHİR BAĞLANTILARI

  1. Gene detaylı bilgilerle anlattığımız için
    gezip gördüğümüz yerlerde farkındalık olusacak teşekkür ederiz

Yorumlar