AH TAMARA! AH TAMARA, BİR AŞK DESTANI

Ah Tamara

AH TAMARA

Van’dan Gevaş’tan ve Digor’un altın saçlı kızlarından
Dinledim bu öyküyü Tamara
Tamara senin dili yok
Senin incirin senin narın senin nazın yok
Bu kaçıncı yenilgi aşk uğruna
Bu kaçıncı intihar girişimi boşuna değil biliyorum
Senin aforoz edilişin benim şeyhimi kendime küstürüşüm

Boşuna değil
Bir ışık diye sana gelişim
Bırak öldürsünler beni bırak yok saysınlar unutsunlar
Senin ismini Tamara
Ah Tamara aşk adadadır artık aşkın adada

Ay dolanır geceye kıpkızıl kan gibi
Bulut geçer üstümden örter beni tül gibi
Sevdanın çölündeyim ıssızlığın gölünde
Yolumda ışığım ol ah Tamara

Dokunamam ki tenine yasaksın bana
Sana giden dikenli yollar tuzaksın bana
Aşımsın ekmeğimsin sevapsın bu canıma
Aşkıma fermanım ol ah Tamara

U vel aha
U vel vera
U destana
Ah Tamara Tamara

Yedi boğum akrep gibi koynumda sevdan
Kara hançer mavzer gibi bekliyor düşman
Bilsinler böyle sevda böyle bir can alırken
Aşkıma fermanım ol ah Tamara

Vur beni hasrete göm beni göle
Oğluna ver Adımı bin yıllık öfke
Duysunlar böyle sevda böyle bir can alırken
Aşkıma fermanım ol ah Tamara

YÜCEL ARZEN

Eğer bir gün yolunuz Van’a düşerse, ülkemizin birçok noktasında dinleyebileceğiniz aşk hikâyelerinin birine bu topraklarda da rastlayabilirsiniz. Destansı aşk hikâyelerinden bahsederken akıllara ilk olarak Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı ya da Aişa ile Hekimoğlu gelse de; doğunun incisi Van’ın bir adada gizlediği Tamara’nın aşkını da unutmamak gerekir. Fakat bu aşk hikâyelerinden bahsederken; bu olayların yaşanıp yaşanmadığı veya günümüze gelene kadar birçok halk tarafından kulaktan kulağa yayıldığı için Çok fazla anlatımı olup hangisinin orijinal hikâye olduğunu meçhuldür. Bu yüzden farklı kaynaklarda farklı şekillerde de Karşınıza çıkabilir. Bizlerde bunları sizler için birçok kaynaktan okuyup en çok kabul gören hikâyeyi paylaşmaya gayret ettik…

Gelin şimdi bu talihsiz sevgililerin destansı aşklarını bir kez daha dillendirelim.

Ermeni krallığı döneminde Van gölünün vahşi sularının çevrelediği adada bir Ermeni papaz ve gözünden sakındığı güzeller güzeli biricik Kızı Tamara yaşarmış. Tamara’nın güzelliği şehirde dilden dile dolanırmış, bir gün Gevaşlı bir çoban Tamara’yı görmüş ve o an Tamara’ya vurulmuş. Tamara da çobanı görür görmez âşık olmuşlar birbirlerine fakat zordur sevdalıklar… Tamara Van gölünün ortasında bir adada babasının gözü önünde, çoban ise Gevaş’ta koyunlarının başında birbirlerini düşünmekten alıkoyamaz bir hale düşerler. iki farklı etnik ve iki farklı din ama aşk bu ferman dinler mi? iki genç kararlıdırlar bu aşkı yaşatmaya ve yaşamaya.

Göze almış gölün soğuk suyunu, hırçın dalgalarını, ölümü. Güneş battığında kalabalıklar dağıldığında başlamış Van gölünü arşınlamaya. Hikâye o ya; adaya vardığında kara çıktığı gibi

Tamara ile karşılaşmış ve bütün geceyi beraber geçirmişler.

Fener tutan Tamara

Fakat doyamamışlar birbirlerine bu yüzden sözleşmişler: Güneş battıktan sonra Tamara adada kimsenin olmadığı bir noktada el feneri ile bekleyecek, çoban ise ışığın olduğu noktaya doğru yüzüp buluşacaklardı… Gel zaman git zaman bu şekilde buluşup hasret giderirken, Tamara’nın babası olaydan şüphelenmiş ve bir gün kızını takip etmiş… Bir adamla el feneri sayesinde buluştuğunu gören baba küplere binmiştir ve adamla görüşmesini yasaklamıştır. Fakat çobana duyduğu aşk ağır basmıştır. Tamara’nın, babasının verdiği yasağı çiğneyip yakmıştır fenerini ve buluşmuştur çobanla… Bunu duyan baba söz geçiremeyeceğini anlamış ve bir akşam kızını odasına kitlemiş, el feneri ile inmiş sahile… Aşkından deliye dönmüş olan çoban bir işaret bekler adadan… Ve en sonunda adadan gelen fenere doğru yüzmeye başlar… Adanın açıklarına geldiğinde ise fener sönmüş bu sefer başka bir nokta da yanmış… Var gücü ile fenere doğru yüzerken sönmüş fener ve başka bir yerde baş göstermiş… Çoban papazın ona oyun oynadığını bilmeksizin oradan oraya yüzmüş ve en sonunda takati kalmamış ve ”AH Tamara” diyerek kendini Van gölünün soğuk sularına teslim etmiş. Çobanın haykırışı adanın dört bir yanında yankılanmış ve bunu duyan Tamara ise sevdiğinin öldüğünü duyunca kendini onun yanına Van gölünün soğuk sularına bırakmış. Dillerden dillere aktarılmış kavuşamayan âşıkların hikâyesi bu… Destanlaşmış bu hikâyeyi günümüzdeki bazı sanatçılarımız şiire müziğe hatta tiyatroya dahi dökmüşlerdir. Yücel Arzen’in bestelemiş olduğu ”Ah Tamara” ve günümüz popüler Rock gruplarından Manga’nın ”Yad Eller” adlı çalışmaları bu destana hayat vermiştir.

YAD ELLER

Zor bu sefer
Tam unutuyorken hapisten kaçtı keder
Anlasan, onda ne vardı da bende yoktu
Yok mu bensiz bir yer?
Dağılıyorum her gördüğümde daha beter
Bu sefer zindanları mumla arar oldum

Yad eller yangın
Koca bir aşk alev aldı
Dert başa sardı

Yâd eller aldı
Beni senden
Taşlara taşlara çaldı

Her dönüşün bir umut oluyor
Ah o kaçak sevişmeler ardından
Göz göze gelmeye korkar oldum
Kalsan bin beter
Bir canım kaldı o da suçlu ve pişman
Al onu da
Ben zindanları mumla arar oldum

Yad eller yangın
Koca bir aşk alev aldı
Dert başa sardı

Yad eller aldı
Beni senden
Taşlara taşlara çaldı

Yad eller, yad eller
Yad eller, yad eller
(Zindanları mumla arar oldum)

Yad eller yangın
Koca bir aşk alev aldı
Dert başa sardı

Yâd eller aldı
Beni senden
Taşlara taşlara çaldı

Yad eller yangın, yad eller
(alev, alev, alev aldı)
Yad eller yangın, yad eller
(alev, alev, alev aldı)

Ferman Akgül, Demir Demirkan

Yararlanılan kaynaklar:

1-Ah Tamara- ÖZŞENER/Funda

2-https://www.wattpad.com/601083771-efsaneler-ah-tamara-efsanesi-akdamar-adas%C4%B1

4 thoughts on “AH TAMARA! AH TAMARA, BİR AŞK DESTANI

Yorumlar